Adh-Dhaariyat
Zariyat
Tozutup Savuranlar
بِسۡمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحۡمَـٰنِ ٱلرَّحِیمِ
Bismi Allah Er-Rahman Er-Rahim
- 1 وَٱلذَّ ٰرِیَـٰتِ ذَرۡوࣰا
Vel zza iman Reyat zerun
O tozdurup savuranlara,
- 2 فَٱلۡحَـٰمِلَـٰتِ وِقۡرࣰا
Felhamilati Vekra
Derken bir ağırlık taşıyanlara,
- 3 فَٱلۡجَـٰرِیَـٰتِ یُسۡرࣰا
Fel-carîyat Yusra
Derken bir kolaylıkla akanlara,
- 4 فَٱلۡمُقَسِّمَـٰتِ أَمۡرًا
Felmukassimat emren
Derken bir emir taksim edenlere andolsun ki,
- 5 إِنَّمَا تُوعَدُونَ لَصَادِقࣱ
tuadunun Lassadık
O size vaad edilen elbette doğrudur.
- 6 وَإِنَّ ٱلدِّینَ لَوَ ٰقِعࣱ
ve inna Ed-Din lava iman Kaf
Ceza ve hesap günü şüphesiz olacaktır.
- 7 وَٱلسَّمَاۤءِ ذَاتِ ٱلۡحُبُكِ
Ves-sema zat El-Hubuki
Yollara sahip göğe andolsun ki,
- 8 إِنَّكُمۡ لَفِی قَوۡلࣲ مُّخۡتَلِفࣲ
Lafi kavl muhtelif
Siz elbette çelişkili sözler içindesiniz.
- 9 یُؤۡفَكُ عَنۡهُ مَنۡ أُفِكَ
yufku anhu ufik
Ondan çevrilen (imana) çevrilir.
- 10 قُتِلَ ٱلۡخَرَّ ٰصُونَ
kutile El-Harra iman suna
Kahrolsun (o fikir adına) kendi tahminlerini ileri sürenler!
- 11 ٱلَّذِینَ هُمۡ فِی غَمۡرَةࣲ سَاهُونَ
Ellezine hım fey ğamre sahun
Onlar bir sarhoşluk ve cehalet içinde şuursuzdurlar.
- 12 یَسۡـَٔلُونَ أَیَّانَ یَوۡمُ ٱلدِّینِ
yeselune eyyen yevm ed-Din
Onlar: "Hesap ve ceza günü ne zaman?" diye soruyorlar.
- 13 یَوۡمَ هُمۡ عَلَى ٱلنَّارِ یُفۡتَنُونَ
yevm hım aley En-nar yuftanuna
O gün, onların ateş üzerinde azap görecekleri gündür.
- 14 ذُوقُوا۟ فِتۡنَتَكُمۡ هَـٰذَا ٱلَّذِی كُنتُم بِهِۦ تَسۡتَعۡجِلُونَ
zu-ku fitnetüküm haza ellezî kuntum behi tastağhilune
Onlara: "Tadın inkarınızın cezasını, işte sizin acele istediğiniz budur!" denecektir.
- 15 إِنَّ ٱلۡمُتَّقِینَ فِی جَنَّـٰتࣲ وَعُیُونٍ
İnne El-muttakîn fey va'yunin
Şüphesiz ki takva sahipleri Rablerinin kendilerine verdiği sevabı almış olarak cennet bahçelerinde ve pınar başlarında bulunacaklardır. Çünkü onlar bundan önce iyilik yapıyorlardı.
- 16 ءَاخِذِینَ مَاۤ ءَاتَىٰهُمۡ رَبُّهُمۡۚ إِنَّهُمۡ كَانُوا۟ قَبۡلَ ذَ ٰلِكَ مُحۡسِنِینَ
ahizina atahum İnnehüm kanu kıble za iman leka muhsinin
Şüphesiz ki takva sahipleri Rablerinin kendilerine verdiği sevabı almış olarak cennet bahçelerinde ve pınar başlarında bulunacaklardır. Çünkü onlar bundan önce iyilik yapıyorlardı.
- 17 كَانُوا۟ قَلِیلࣰا مِّنَ ٱلَّیۡلِ مَا یَهۡجَعُونَ
kanu kalilen min El-leyl ma yehcaun
Onlar geceleyin pek az uyurlardı.
- 18 وَبِٱلۡأَسۡحَارِ هُمۡ یَسۡتَغۡفِرُونَ
Vebel'eşari hım yestağfirun
Onlar seher vakitlerinde Allah'tan bağışlanma dilerlerdi.
- 19 وَفِیۤ أَمۡوَ ٰلِهِمۡ حَقࣱّ لِّلسَّاۤىِٕلِ وَٱلۡمَحۡرُومِ
emva iman Lehim Hakk lil-sa-il vel mahrumi
Onların mallarında isteyen ve istemeyen yoksullar için bir hak vardı.
- 20 وَفِی ٱلۡأَرۡضِ ءَایَـٰتࣱ لِّلۡمُوقِنِینَ
Vafi El-arz ayet lil-mukinin
Kesin olarak inananlar için, yeryüzünde ve kendi nefislerinde nice ibretler vardır. Hiç görmüyor musunuz?
- 21 وَفِیۤ أَنفُسِكُمۡۚ أَفَلَا تُبۡصِرُونَ
a-fa-laa tubsirun
Kesin olarak inananlar için, yeryüzünde ve kendi nefislerinde nice ibretler vardır. Hiç görmüyor musunuz?
- 22 وَفِی ٱلسَّمَاۤءِ رِزۡقُكُمۡ وَمَا تُوعَدُونَ
Vafi Es-sema rizkukum vama tuadunun
Sizin rızkınız da size vaad edilen sevap ve ceza da göktedir.
- 23 فَوَرَبِّ ٱلسَّمَاۤءِ وَٱلۡأَرۡضِ إِنَّهُۥ لَحَقࣱّ مِّثۡلَ مَاۤ أَنَّكُمۡ تَنطِقُونَ
Foverabbi Es-sema Vel ardi İnnehu lahak misli enneküm tantikuna
Gök ve yerin Rabbine andolsun ki size edilen o vaad, herhalde haktır. O tıpkı sizin konuşmanız gibi gerçektir.
- 24 هَلۡ أَتَىٰكَ حَدِیثُ ضَیۡفِ إِبۡرَ ٰهِیمَ ٱلۡمُكۡرَمِینَ
hel Atiyaka Hadis zeyf İbra iman heyma El-mukramin
Ey Muhammed! İbrahim'in şerefli misafirlerinin haberi sana geldi mi?
- 25 إِذۡ دَخَلُوا۟ عَلَیۡهِ فَقَالُوا۟ سَلَـٰمࣰاۖ قَالَ سَلَـٰمࣱ قَوۡمࣱ مُّنكَرُونَ
iz dahlu aleyhi kale selam kavim münkarun
Hani onlar İbrahim'in huzuruna girmişlerdi de "Selam sana!" demişlerdi. İbrahim: "Size de selam" demiş, ve içinden: "Bunlar tanınmamış bir topluluk!" diye geçirmişti.
- 26 فَرَاغَ إِلَىٰۤ أَهۡلِهِۦ فَجَاۤءَ بِعِجۡلࣲ سَمِینࣲ
faraga ahlihi fecaa bicil semin
İbrahim, sonra ailesine giderek semiz bir buzağı (eti) getirdi.
- 27 فَقَرَّبَهُۥۤ إِلَیۡهِمۡ قَالَ أَلَا تَأۡكُلُونَ
Fakkarbahu kale ta'kulun
Onu önlerine sürerek: "Yemez misiniz?" dedi.
- 28 فَأَوۡجَسَ مِنۡهُمۡ خِیفَةࣰۖ قَالُوا۟ لَا تَخَفۡۖ وَبَشَّرُوهُ بِغُلَـٰمٍ عَلِیمࣲ
fevcese minhum hayfe Tahaf ve beşşeruhu Beğulam
Yemediklerini görünce onlardan içine bir korku düştü. Onlar İbrahim'e: "Korkma!" dediler ve onu çok bilgili bir oğul ile müjdelediler.
- 29 فَأَقۡبَلَتِ ٱمۡرَأَتُهُۥ فِی صَرَّةࣲ فَصَكَّتۡ وَجۡهَهَا وَقَالَتۡ عَجُوزٌ عَقِیمࣱ
fakbaleti imraathu fey sarra fesekket Vecheneha vaa kaalit acuz akim
Bunun üzerine karısı (Sâre) bir çığlık atarak geldi ve elini yüzüne vurarak: "Ben kısır bir kocakarıyım, nasıl çocuğum olur?" dedi.
- 30 قَالُوا۟ كَذَ ٰلِكِ قَالَ رَبُّكِۖ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلۡحَكِیمُ ٱلۡعَلِیمُ
kaza iman leke kale Rabbuki İnnehu hu El-Hakim El-Alîm
Misafir melekler: "Evet bu böyledir. Rabbin böyle buyurdu. Gerçekten O hüküm ve hikmet sahibidir. Herşeyi hakkıyla bilir." dediler.
- 31 ۞ قَالَ فَمَا خَطۡبُكُمۡ أَیُّهَا ٱلۡمُرۡسَلُونَ
kale fama Hatbuküm eyyuha El-murselun
İbrahim, kendisine misafir olarak gelen meleklere: "Acaba sizin asıl önemli işiniz nedir ey elçiler?" dedi.
- 32 قَالُوۤا۟ إِنَّاۤ أُرۡسِلۡنَاۤ إِلَىٰ قَوۡمࣲ مُّجۡرِمِینَ
Kalu İnna ursilna ila mucrimîn
Onlar: "Gerçekten biz günahkâr bir kavim (olan Lût kavmine) gönderildik.
- 33 لِنُرۡسِلَ عَلَیۡهِمۡ حِجَارَةࣰ مِّن طِینࣲ
Lenürsila aleyhim hicare min Tin
Onların üzerine çamurdan pişirilmiş sert taşlar yağdıracağız.
- 34 مُّسَوَّمَةً عِندَ رَبِّكَ لِلۡمُسۡرِفِینَ
müsavveme enda Rabbi-k lil-müsrifin
O taşlardan herbirinin haddi aşanlardan kime isabet edeceği Rabbin katında işaretlenmiştir." dediler.
- 35 فَأَخۡرَجۡنَا مَن كَانَ فِیهَا مِنَ ٱلۡمُؤۡمِنِینَ
faahna men kana fiha mina El-mü'minin
Nihayet biz müminlerden orada bulunan kimseleri çıkardık.
- 36 فَمَا وَجَدۡنَا فِیهَا غَیۡرَ بَیۡتࣲ مِّنَ ٱلۡمُسۡلِمِینَ
fama Vecdna fiha Gayra beyt min El-Müslimin
Fakat biz orada müslümanlardan bir ev halkından başka kimseyi de bulamadık.
- 37 وَتَرَكۡنَا فِیهَاۤ ءَایَةࣰ لِّلَّذِینَ یَخَافُونَ ٱلۡعَذَابَ ٱلۡأَلِیمَ
ve terakna Ayet lil-lazina yahafune El-azap alim
Biz orada acı bir azabdan korkan kimseler için bir ibret nişanesi bıraktık.
- 38 وَفِی مُوسَىٰۤ إِذۡ أَرۡسَلۡنَـٰهُ إِلَىٰ فِرۡعَوۡنَ بِسُلۡطَـٰنࣲ مُّبِینࣲ
Vafi Musa iz Erselna ila Firavun Bisultan
Musa'nın kıssasında da ibret vardır. Hani biz onu apaçık bir delille Firavun'a göndermiştik.
- 39 فَتَوَلَّىٰ بِرُكۡنِهِۦ وَقَالَ سَـٰحِرٌ أَوۡ مَجۡنُونࣱ
fetevelle Biroknihi ve kala sahir ev mecnun
Firavun ise ordusuyla birlikte yüz çevirmiş, onun hakkında: "Bu bir sihirbazdır, ya da bir delidir." demişti.
- 40 فَأَخَذۡنَـٰهُ وَجُنُودَهُۥ فَنَبَذۡنَـٰهُمۡ فِی ٱلۡیَمِّ وَهُوَ مُلِیمࣱ
Feahazna vecunuduhu fenabiznahum fey El-Yemmi Vehüve Muleym
Nihayet biz onu ve ordularını yakalayıp hepsini denize attık. Firavun ise o sırada (inadından dolayı pişmanlık duyarak) kendi kendini kınıyordu.
- 41 وَفِی عَادٍ إِذۡ أَرۡسَلۡنَا عَلَیۡهِمُ ٱلرِّیحَ ٱلۡعَقِیمَ
Vafi adin iz aleyhimü Er-riha El-Akim
Âd kavminin helâkinde de bir ibret vardır. Hani biz onların üzerine köklerini kesecek bir rüzgar göndermiştik.
- 42 مَا تَذَرُ مِن شَیۡءٍ أَتَتۡ عَلَیۡهِ إِلَّا جَعَلَتۡهُ كَٱلرَّمِیمِ
ma tezeru min şey atet aleyhi illa caa'let-hu karlarmimi
O rüzgar üzerine uğradığı hiçbir şeyi bırakmıyor, mutlaka onu kül gibi dağıtıyordu.
- 43 وَفِی ثَمُودَ إِذۡ قِیلَ لَهُمۡ تَمَتَّعُوا۟ حَتَّىٰ حِینࣲ
Vafi semude iz Kıla lehüm tametta'u hatta
Semud kavminin helâkinde de bir ibret vardır. Hani onlara: "Belirli bir süreye kadar dünyadan yararalanıp, geçinin!" denmişti.
- 44 فَعَتَوۡا۟ عَنۡ أَمۡرِ رَبِّهِمۡ فَأَخَذَتۡهُمُ ٱلصَّـٰعِقَةُ وَهُمۡ یَنظُرُونَ
fağato emri Rabbihim Feahazetüm Es-Sâika Vehum yenzurune
Onlarsa Rablerinin emrine karşı büyüklük tasladılar. Bunun üzerine kendilerini, bakıp dururlarken yıldırım yakalayıp, çarptı.
- 45 فَمَا ٱسۡتَطَـٰعُوا۟ مِن قِیَامࣲ وَمَا كَانُوا۟ مُنتَصِرِینَ
fama istatau min kiyam vama kanu Müntesirine
Artık onlar, ne kendi kendilerine ayağa kalkabildiler, ne de yardım gördüler.
- 46 وَقَوۡمَ نُوحࣲ مِّن قَبۡلُۖ إِنَّهُمۡ كَانُوا۟ قَوۡمࣰا فَـٰسِقِینَ
Vakavm min İnnehüm kanu kavmen fasikina
Daha önce de Nuh kavmini helâk etmiştik. Çünkü onlar yoldan çıkmış fâsık bir kavimdiler.
- 47 وَٱلسَّمَاۤءَ بَنَیۡنَـٰهَا بِأَیۡی۟دࣲ وَإِنَّا لَمُوسِعُونَ
Vel-sema baneynahā beyyed ve-inna lamusiun
Biz göğü kudretimizle bina ettik. Hiç şüphesiz biz, çok genişlik ve kudret sahibiyiz.
- 48 وَٱلۡأَرۡضَ فَرَشۡنَـٰهَا فَنِعۡمَ ٱلۡمَـٰهِدُونَ
Vel-ard Fereşnaha fanim El-Mahidun
Yeryüzünü de biz döşedik. Bakın biz onu ne güzel döşüyoruz!
- 49 وَمِن كُلِّ شَیۡءٍ خَلَقۡنَا زَوۡجَیۡنِ لَعَلَّكُمۡ تَذَكَّرُونَ
vamin küllî şey halakna zevceyni la'alküm tezekkerune
Biz herşeyden iki çift yarattık. Umulur ki, iyice düşünürsünüz.
- 50 فَفِرُّوۤا۟ إِلَى ٱللَّهِۖ إِنِّی لَكُم مِّنۡهُ نَذِیرࣱ مُّبِینࣱ
fafirrua ila İnni Nezir mübin
Ey Muhammed! de ki: "Öyleyse Allah'a koşun, gerçekten ben size O'nun tarafından gönderilmiş apaçık bir uyarıcıyım.
- 51 وَلَا تَجۡعَلُوا۟ مَعَ ٱللَّهِ إِلَـٰهًا ءَاخَرَۖ إِنِّی لَكُم مِّنۡهُ نَذِیرࣱ مُّبِینࣱ
tecellu mea Allah ilâhen ahır İnni Nezir mübin
Allah'la beraber başka bir tanrı uydurmayın (O'na ortak koşmayın). Gerçekten ben size O'nun tarafından gönderilmiş apaçık bir uyarıcıyım."
- 52 كَذَ ٰلِكَ مَاۤ أَتَى ٱلَّذِینَ مِن قَبۡلِهِم مِّن رَّسُولٍ إِلَّا قَالُوا۟ سَاحِرٌ أَوۡ مَجۡنُونٌ
kaza iman leka ata Ellezine min min resulin illa sahhir ev Mecnun
Böylece onlardan öncekilere de herhangi bir peygamber gelince, onun hakkında da mutlaka: "Bir sihirbazdır veya bir delidir." dediler.
- 53 أَتَوَاصَوۡا۟ بِهِۦۚ بَلۡ هُمۡ قَوۡمࣱ طَاغُونَ
atavasav hım kavim tağun
Onlar birbirlerine bunu mu tavsiye ettiler? Hayır onlar azgın bir kavimdir.
- 54 فَتَوَلَّ عَنۡهُمۡ فَمَاۤ أَنتَ بِمَلُومࣲ
fetevelle anhüm enta bemalum
Ey Muhammed! Sen onlardan yüz çevir. Artık sen kınanacak değilsin.
- 55 وَذَكِّرۡ فَإِنَّ ٱلذِّكۡرَىٰ تَنفَعُ ٱلۡمُؤۡمِنِینَ
Vezkkir Feinna Ez-Zikra tenfeu El-mü'minin
Sen öğüt verip hatırlat. Çünkü, hatırlatmak müminlere fayda verir.
- 56 وَمَا خَلَقۡتُ ٱلۡجِنَّ وَٱلۡإِنسَ إِلَّا لِیَعۡبُدُونِ
vama halaktu El-Cinn Vel-insa illa leyaabuni
Ben cinleri ve insanları ancak bana ibadet etsinler diye yarattım.
- 57 مَاۤ أُرِیدُ مِنۡهُم مِّن رِّزۡقࣲ وَمَاۤ أُرِیدُ أَن یُطۡعِمُونِ
uridu min rızk uridu en yutimun
Ben onlardan herhangi bir rızık istemiyorum. Beni yedirmelerini de istemiyorum.
- 58 إِنَّ ٱللَّهَ هُوَ ٱلرَّزَّاقُ ذُو ٱلۡقُوَّةِ ٱلۡمَتِینُ
İnne Allah hu Er-Rezzak zu El-kuvveti El-Metin
Şüphesiz ki, rızık veren O sağlam kuvvet sahibi olan Allah'tır.
- 59 فَإِنَّ لِلَّذِینَ ظَلَمُوا۟ ذَنُوبࣰا مِّثۡلَ ذَنُوبِ أَصۡحَـٰبِهِمۡ فَلَا یَسۡتَعۡجِلُونِ
Feinna lillezine zalamu zenuben misli zenubi Ashabihem fala yesta'ciluni
Şüphsiz ki, zulmedenlerin geçmiş arkadaşlarının payı gibi, dolgun bir azab payı vardır. Ama şimdi onu acele istemesinler.
- 60 فَوَیۡلࣱ لِّلَّذِینَ كَفَرُوا۟ مِن یَوۡمِهِمُ ٱلَّذِی یُوعَدُونَ
fevayl lil-lazina kefaru min yevmi-him ellezî yuoadun
Kendilerine vaad edilen günlerinde uğrayacakaları azabdan dolayı vay inkâr edenlerin haline!.
This surah in other languages
- বাংলা আয-যারিয়াত
- Bosanski Az-Zarijat
- Нохчийн Аз-Зариат
- Deutsch Adh-Dhariyat
- English Adh-Dhaariyat
- Español Adh-Dhāriyāt
- فارسی آل-زاریات
- Français Adh-Dhāriyāt
- Hausa Az-Zariyat
- עברית אל-ד'אריאת
- हिन्दी अज़-ज़ारियात
- Bahasa Indonesia Adz-Dzariyat
- 日本語 アッザーリヤート
- 한국어 알-다리야트
- کوردی الذاریات
- Bahasa Melayu Az-Zariyat
- Nederlands Adh-Dhaariyaat
- پنجابی الذاریات
- ਪੰਜਾਬੀ ਅਜ-ਜ਼ਾਰਿਆਤ
- پښتو الذاریات
- Português Adh-Dhāriyāt
- Русский Аз-Зариат
- Soomaaliga Aḏ-Ḏaariyaat
- Shqip Edh-Dhārijāt
- Kiswahili Adh-Dhaariyaat
- தமிழ் அத்-தாரியாத்
- ไทย อัซ-ซาริยาต
- Türkçe Zariyat
- Oʻzbek Az-Zoriyot
- 中文 阿达里亚特