An-Najm
Necm
Yıldız
بِسۡمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحۡمَـٰنِ ٱلرَّحِیمِ
Bismi Allah Er-Rahman Er-Rahim
- 1 وَٱلنَّجۡمِ إِذَا هَوَىٰ
Vel-necm iza Hava
İnmekte olan yıldıza andolsun ki,
- 2 مَا ضَلَّ صَاحِبُكُمۡ وَمَا غَوَىٰ
ma dalla vama ğava
Arkadaşınız (Muhammed) sapmadı, azmadı.
- 3 وَمَا یَنطِقُ عَنِ ٱلۡهَوَىٰۤ
vama yantiku ane
O, hevâdan (arzularına göre) konuşmaz.
- 4 إِنۡ هُوَ إِلَّا وَحۡیࣱ یُوحَىٰ
hu illa vahiy Yuhâ
O(nun konuşması kendisine ) vahyedilenden başkası değildir.
- 5 عَلَّمَهُۥ شَدِیدُ ٱلۡقُوَىٰ
şedid El-Kuva
Onu, müthiş kuvvetleri olan biri öğretti
- 6 ذُو مِرَّةࣲ فَٱسۡتَوَىٰ
zu merre festevâ
(Ki o) akıl ve görüşünde kuvvetli (bir melek)dir. Hemen (gerçek meleklik şekliyle) doğruldu.
- 7 وَهُوَ بِٱلۡأُفُقِ ٱلۡأَعۡلَىٰ
Vehüve bel-ufuk El A'la
O, en yüksek ufukta idi.
- 8 ثُمَّ دَنَا فَتَدَلَّىٰ
summe dana fetedella
Sonra (Cebrail ona) yaklaştı ve (aşağıya doğru) sarktı.
- 9 فَكَانَ قَابَ قَوۡسَیۡنِ أَوۡ أَدۡنَىٰ
fakane Kabe kavseyni ev edna
Onunla arasındaki mesafe, iki yay kadar, yahut daha az kaldı.
- 10 فَأَوۡحَىٰۤ إِلَىٰ عَبۡدِهِۦ مَاۤ أَوۡحَىٰ
Feuhia ila avha
(Allah), kuluna verdiği vahyi verdi.
- 11 مَا كَذَبَ ٱلۡفُؤَادُ مَا رَأَىٰۤ
ma kezebe El fuadu ma raa
Onun gördüğünü kalb(i) yalanlamadı.
- 12 أَفَتُمَـٰرُونَهُۥ عَلَىٰ مَا یَرَىٰ
A fa tumarunuhu Ala ma Yara
Onun gördükleri hakkında şimdi kendisi ile tartışacak mısınız.
- 13 وَلَقَدۡ رَءَاهُ نَزۡلَةً أُخۡرَىٰ
Ve-lakd rahu nazletan uhra
Andolsun onu bir kez daha görmüştü.
- 14 عِندَ سِدۡرَةِ ٱلۡمُنتَهَىٰ
enda Sidreti El-Müntehâ
Sidretü'lMüntehâ'nın yanında.
- 15 عِندَهَا جَنَّةُ ٱلۡمَأۡوَىٰۤ
indaha Cennet
Ki Cennetü'lMe'vâ onun yanındadır.
- 16 إِذۡ یَغۡشَى ٱلسِّدۡرَةَ مَا یَغۡشَىٰ
iz yaşia Sidretü ma yağşa
Sidre'yi kaplayan kaplıyordu.
- 17 مَا زَاغَ ٱلۡبَصَرُ وَمَا طَغَىٰ
ma zağ El-Basaru vama Tağa
(Peygamberin) gözü şaşmadı ve sınırı aşmadı.
- 18 لَقَدۡ رَأَىٰ مِنۡ ءَایَـٰتِ رَبِّهِ ٱلۡكُبۡرَىٰۤ
Lakad ayet Rabbihe
Andolsun ki o, Rabbinin âyetlerinden en büyüğünü gördü.
- 19 أَفَرَءَیۡتُمُ ٱللَّـٰتَ وَٱلۡعُزَّىٰ
Eferaeytüm Allahu Vel Uzza
Siz de gördünüz değil mi o Lât ve Uzza'yı?
- 20 وَمَنَوٰةَ ٱلثَّالِثَةَ ٱلۡأُخۡرَىٰۤ
Vemanuvate Es-selise El uhra
Ve üçüncü olarak da öteki (put) Menat'ı?
- 21 أَلَكُمُ ٱلذَّكَرُ وَلَهُ ٱلۡأُنثَىٰ
elekümü Ez-zekeru Vellahu El-ünsa
Size erkek O'na dişi öyle mi?
- 22 تِلۡكَ إِذࣰا قِسۡمَةࣱ ضِیزَىٰۤ
telka iza Kısmet Ziziya
Öyle ise bu çok insafsızca bir taksim.
- 23 إِنۡ هِیَ إِلَّاۤ أَسۡمَاۤءࣱ سَمَّیۡتُمُوهَاۤ أَنتُمۡ وَءَابَاۤؤُكُم مَّاۤ أَنزَلَ ٱللَّهُ بِهَا مِن سُلۡطَـٰنٍۚ إِن یَتَّبِعُونَ إِلَّا ٱلظَّنَّ وَمَا تَهۡوَى ٱلۡأَنفُسُۖ وَلَقَدۡ جَاۤءَهُم مِّن رَّبِّهِمُ ٱلۡهُدَىٰۤ
heya Esma semmeytemûha entum vaabaaukum enzele Allah beha min sultan in yettebiune illa Ez-zanna vama tehva El-enfüsü Ve-lakd Caaahum min Rabbihimu Elhuda
Onlar hiçbir şey değil, sırf sizin ve babalarınızın taktığınız (boş) isimlerdir. Allah onlar hakkında hiçbir delil indirmedi. Onlar yalnız zanna ve nefislerin sevdasına uyuyorlar. Halbuki onlara Rableri tarafından yol gösterici gelmiştir.
- 24 أَمۡ لِلۡإِنسَـٰنِ مَا تَمَنَّىٰ
em Lil insan ma Temenna
Yoksa her arzu ettiği şey, insanın kendisinin mi (olacak) dir?
- 25 فَلِلَّهِ ٱلۡـَٔاخِرَةُ وَٱلۡأُولَىٰ
Fe lillahi El-ahire Vel-ulya
Son da ilk de (ahiret de dünya da) Allah'ındır.
- 26 ۞ وَكَم مِّن مَّلَكࣲ فِی ٱلسَّمَـٰوَ ٰتِ لَا تُغۡنِی شَفَـٰعَتُهُمۡ شَیۡـًٔا إِلَّا مِنۢ بَعۡدِ أَن یَأۡذَنَ ٱللَّهُ لِمَن یَشَاۤءُ وَیَرۡضَىٰۤ
vakam min melek fey Es-semaua iman te tuğni Şefaatuhum şey'en illa ba'di en yezene Allah Yeşa vayerda
Göklerde nice melek var ki Allah'ın dileyip razı olduğuna izin vermeden önce onların şefaatları hiç bir işe yaramaz.
- 27 إِنَّ ٱلَّذِینَ لَا یُؤۡمِنُونَ بِٱلۡـَٔاخِرَةِ لَیُسَمُّونَ ٱلۡمَلَـٰۤىِٕكَةَ تَسۡمِیَةَ ٱلۡأُنثَىٰ
İnne Ellezine yüminun bil-ahireti leyusemmune El-Melaike Tesmiye El-ünsa
Ahirete iman etmeyenler meleklere dişilerin adlarını takıp duruyorlar
- 28 وَمَا لَهُم بِهِۦ مِنۡ عِلۡمٍۖ إِن یَتَّبِعُونَ إِلَّا ٱلظَّنَّۖ وَإِنَّ ٱلظَّنَّ لَا یُغۡنِی مِنَ ٱلۡحَقِّ شَیۡـࣰٔا
vama behi ilmin in yettebiune illa ve inna Ez-zanna yuğni mina El-Hakki
Onların bu hususta bir bilgileri yoktur. Sadece zanna uyuyorlar. Zan ise, şüphesiz hakikat bakımından birşey ifade etmez.
- 29 فَأَعۡرِضۡ عَن مَّن تَوَلَّىٰ عَن ذِكۡرِنَا وَلَمۡ یُرِدۡ إِلَّا ٱلۡحَیَوٰةَ ٱلدُّنۡیَا
Fa'ir an men tevellâ an Zikrina ve lem yured illa El-hayat Dünya
Onun için bizi anmaktan yüz çeviren ve dünya hayatından başka bir şey istemeyenlerden yüz çevir.
- 30 ذَ ٰلِكَ مَبۡلَغُهُم مِّنَ ٱلۡعِلۡمِۚ إِنَّ رَبَّكَ هُوَ أَعۡلَمُ بِمَن ضَلَّ عَن سَبِیلِهِۦ وَهُوَ أَعۡلَمُ بِمَنِ ٱهۡتَدَىٰ
za iman leka mablaguhum min El-ilm İnne Rabbek hu a'lemu biman dalla an sebīlihi Vehüve a'lemu bimani ihteda
İşte onların ilimden erişebilecekleri (son sınır) budur. Şüphesiz, Rabbin, yolundan sapanı da iyi bilir; O, hidayette olanı da iyi bilir.
- 31 وَلِلَّهِ مَا فِی ٱلسَّمَـٰوَ ٰتِ وَمَا فِی ٱلۡأَرۡضِ لِیَجۡزِیَ ٱلَّذِینَ أَسَـٰۤـُٔوا۟ بِمَا عَمِلُوا۟ وَیَجۡزِیَ ٱلَّذِینَ أَحۡسَنُوا۟ بِٱلۡحُسۡنَى
Velillah ma fey Es-semaua iman te vama fey El-arz leyziya Ellezine Asau bima veyğziye Ellezine ahsenu Bilhusna
Göklerde ve yerde bulunanlar hep Allah'ındır. Akıbet (sonuçta) kötülük yapanları yaptıkları ile cezalandıracak, güzel davrananları da daha güzeliyle mükafatlandıracaktır.
- 32 ٱلَّذِینَ یَجۡتَنِبُونَ كَبَـٰۤىِٕرَ ٱلۡإِثۡمِ وَٱلۡفَوَ ٰحِشَ إِلَّا ٱللَّمَمَۚ إِنَّ رَبَّكَ وَ ٰسِعُ ٱلۡمَغۡفِرَةِۚ هُوَ أَعۡلَمُ بِكُمۡ إِذۡ أَنشَأَكُم مِّنَ ٱلۡأَرۡضِ وَإِذۡ أَنتُمۡ أَجِنَّةࣱ فِی بُطُونِ أُمَّهَـٰتِكُمۡۖ فَلَا تُزَكُّوۤا۟ أَنفُسَكُمۡۖ هُوَ أَعۡلَمُ بِمَنِ ٱتَّقَىٰۤ
Ellezine yectenibun kebâire El-ismi Vel-Feva iman Heşa illa Ellememe İnne Rabbek ve iman seu hu a'lemu bekum iz min El-arz Ve iz entum ecinne fey butuni Ümmehatikum fala tuzekkua hu a'lemu bimani ittakā
Onlar ki günahın büyüklerinden ve çirkin işlerden kaçınırlar, yalnız bazı küçük kusurlar hariç. Şüphesiz Rabbinin affı geniştir. O, sizi daha topraktan yarattığı zaman ve siz annelerinizin karınlarında bulunduğunuz sırada, sizi en iyi bilendir. Bunun için kendinizi temize çıkarmayın. Çünkü O, kötülükten sakınanı daha iyi bilir.
- 33 أَفَرَءَیۡتَ ٱلَّذِی تَوَلَّىٰ
Afarayta ellezî tevellâ
Şimdi gördün mü O yüz çevireni?
- 34 وَأَعۡطَىٰ قَلِیلࣰا وَأَكۡدَىٰۤ
Ve a'ta kalilen Ve akda
Azıcık verip (sonra vermemekte) direneni?
- 35 أَعِندَهُۥ عِلۡمُ ٱلۡغَیۡبِ فَهُوَ یَرَىٰۤ
a indahu İlmu El-ğaybi fahüve
Gaybın bilgisi kendi yanındadır da, o mu görüyor?
- 36 أَمۡ لَمۡ یُنَبَّأۡ بِمَا فِی صُحُفِ مُوسَىٰ
em lem yünebba bima fey suhufi
Yoksa haber verilmedi mi Musa'nın sahifelerinde yazılı olanlar?
- 37 وَإِبۡرَ ٰهِیمَ ٱلَّذِی وَفَّىٰۤ
İbrahim iman heyma ellezî veffa
Ve çok vefakâr olan İbrahim'in sahifelerindekiler?
- 38 أَلَّا تَزِرُ وَازِرَةࣱ وِزۡرَ أُخۡرَىٰ
Alla teziru vezire Vezra uhra
Ki hiçbir günahkâr başkasının günah yükünü yüklenmez.
- 39 وَأَن لَّیۡسَ لِلۡإِنسَـٰنِ إِلَّا مَا سَعَىٰ
va en leysa Lil insan illa ma Sa'a
Doğrusu insana çalışmasından başka bir şey yoktur.
- 40 وَأَنَّ سَعۡیَهُۥ سَوۡفَ یُرَىٰ
va-enne seyyahu sevfe yura
Ve çalışması da yakında görülecektir.
- 41 ثُمَّ یُجۡزَىٰهُ ٱلۡجَزَاۤءَ ٱلۡأَوۡفَىٰ
summe yuc-za-hu El-cezaa El evfa
Sonra ona karşılığı tastamam verilecektir.
- 42 وَأَنَّ إِلَىٰ رَبِّكَ ٱلۡمُنتَهَىٰ
va-enne ila Rabbi-k El-Müntehâ
Ve şüphesiz en son varış, Rabbinedir.
- 43 وَأَنَّهُۥ هُوَ أَضۡحَكَ وَأَبۡكَىٰ
Ve-ennehu hu azhaka va ebkya
Doğrusu güldüren de ağlatan da O'dur.
- 44 وَأَنَّهُۥ هُوَ أَمَاتَ وَأَحۡیَا
Ve-ennehu hu amete va hya
Öldüren de dirilten de O'dur.
- 45 وَأَنَّهُۥ خَلَقَ ٱلزَّوۡجَیۡنِ ٱلذَّكَرَ وَٱلۡأُنثَىٰ
Ve-ennehu halak El-zevceyn El-zekera
Şüphesiz erkeği, dişiyi iki eş yaratan O'dur,
- 46 مِن نُّطۡفَةٍ إِذَا تُمۡنَىٰ
min nutfe iza Tümnya
Atıldığı zaman bir nutfeden.
- 47 وَأَنَّ عَلَیۡهِ ٱلنَّشۡأَةَ ٱلۡأُخۡرَىٰ
va-enne aleyhi En-neş'eti
Şüphesiz tekrar diriltmek de O'na aittir.
- 48 وَأَنَّهُۥ هُوَ أَغۡنَىٰ وَأَقۡنَىٰ
Ve-ennehu hu ağna Ve akna
Şüphesiz zengin eden de sermaye veren de O'dur.
- 49 وَأَنَّهُۥ هُوَ رَبُّ ٱلشِّعۡرَىٰ
Ve-ennehu hu Rabbu Eş-Şi'ra
Doğrusu Şi'râ yıldızının Rabbi O'dur.
- 50 وَأَنَّهُۥۤ أَهۡلَكَ عَادًا ٱلۡأُولَىٰ
ehleke adan El-ula
O, helak etti önce gelen Âd'ı.
- 51 وَثَمُودَا۟ فَمَاۤ أَبۡقَىٰ
Vesemuda Abka
Ve Semûd'u da bırakmadı.
- 52 وَقَوۡمَ نُوحࣲ مِّن قَبۡلُۖ إِنَّهُمۡ كَانُوا۟ هُمۡ أَظۡلَمَ وَأَطۡغَىٰ
Vakavm min İnnehüm kanu hım Ezlâm va azğa
Önceden de Nuh kavmini (helak etmişti), çünkü onlar zulmetmiş ve azmıştı.
- 53 وَٱلۡمُؤۡتَفِكَةَ أَهۡوَىٰ
Velmu'tfike ahva
Altı üstüne getirilmiş şehirleri devirip yıktı.
- 54 فَغَشَّىٰهَا مَا غَشَّىٰ
Fağaşşeha ma Gaşşa
Onları neler kapladı neler!
- 55 فَبِأَیِّ ءَالَاۤءِ رَبِّكَ تَتَمَارَىٰ
fe-bey-yi Ala'i Rabbi-k tatamarya
O halde Rabbinin hangi nimetinden kuşku duyuyorsun.
- 56 هَـٰذَا نَذِیرࣱ مِّنَ ٱلنُّذُرِ ٱلۡأُولَىٰۤ
haza Nezir min En-nuzur
Bu da ilk uyarıcılardan bir uyarıcıdır.
- 57 أَزِفَتِ ٱلۡـَٔازِفَةُ
azifet El-azife
Yaklaşan yaklaştı.
- 58 لَیۡسَ لَهَا مِن دُونِ ٱللَّهِ كَاشِفَةٌ
leysa laha min düne Allah kaşifetun
Onu Allah'tan başka açığa çıkaracak yoktur.
- 59 أَفَمِنۡ هَـٰذَا ٱلۡحَدِیثِ تَعۡجَبُونَ
Afamin haza ta'cebune
Şimdi siz bu sözden mi hayret ediyorsunuz?
- 60 وَتَضۡحَكُونَ وَلَا تَبۡكُونَ
veta-dhakun tabkoun
Gülüyorsunuz da ağlamıyorsunuz?
- 61 وَأَنتُمۡ سَـٰمِدُونَ
ve-entum Samidun
Ve siz mi kafa tutuyorsunuz ey gafiller?
- 62 فَٱسۡجُدُوا۟ لِلَّهِ وَٱعۡبُدُوا۟ ۩
fescdudu Lillahi va'budu
Haydi Allah için secdeye kapanın ve O'na kulluk edin.
This surah in other languages
- বাংলা আন-নাজম
- Bosanski En-Nedžm
- Нохчийн Ан-Нажм
- Deutsch An-Nadschm
- English An-Najm
- Español An-Náym
- فارسی ان-نجم
- Français An-Najm
- Hausa An-Najm
- עברית א-נג'ם
- हिन्दी अन-नज्म
- Bahasa Indonesia An-Najm
- 日本語 アン・ナジュム
- 한국어 안-나즘
- کوردی ئەننەجم
- Bahasa Melayu An-Najm
- Nederlands An-Nadjm
- پنجابی النَّجْم
- ਪੰਜਾਬੀ ਅਨ-ਨਜਮ
- پښتو النَّجم
- Português An-Najm
- Русский Ан-Наджм
- Soomaaliga An-Najm
- Shqip En-Nexhm
- Kiswahili An-Najmi
- தமிழ் அந்-நஜ்ம்
- ไทย อัน-นัจม์
- Türkçe Necm
- اردو النجم
- Oʻzbek An-Najm
- 中文 奈智姆