As-Saaffaat
Saffat
Saf Tutanlar
Publishes on
This video is not public yet. It publishes on 2026-11-24 20:30 UTC.
Subscribeبِسۡمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحۡمَـٰنِ ٱلرَّحِیمِ
Bismi Allah Er-Rahman Er-Rahim
- 1 وَٱلصَّـٰۤفَّـٰتِ صَفࣰّا
Vel saffati saffan
Andolsun o saf bağlayıp duranlara.
- 2 فَٱلزَّ ٰجِرَ ٰتِ زَجۡرࣰا
Falza iman Cerah iman te zar
O haykırıp da sürenlere.
- 3 فَٱلتَّـٰلِیَـٰتِ ذِكۡرًا
Faltaliyati zikra
Ve o yolda zikir okuyanlara.
- 4 إِنَّ إِلَـٰهَكُمۡ لَوَ ٰحِدࣱ
İnne ilâhekum lava iman hed
Ki sizin ilâhınız birdir.
- 5 رَّبُّ ٱلسَّمَـٰوَ ٰتِ وَٱلۡأَرۡضِ وَمَا بَیۡنَهُمَا وَرَبُّ ٱلۡمَشَـٰرِقِ
Rabb Es-semaua iman te Vel ardi vama beynehuma Ve rabbu El-Meşariki
O, göklerin, yerin ve aralarındakilerin Rabbidir, bütün doğuların da Rabbidir.
- 6 إِنَّا زَیَّنَّا ٱلسَّمَاۤءَ ٱلدُّنۡیَا بِزِینَةٍ ٱلۡكَوَاكِبِ
zeyna Es-sema Dünya Bezine El-kevakib
Gerçekten biz dünya göğünü (o yakın göğü) bir zinetle, yıldızlarla süsledik.
- 7 وَحِفۡظࣰا مِّن كُلِّ شَیۡطَـٰنࣲ مَّارِدࣲ
min küllî Şeytan Mārid
Onu her inatçı şeytandan koruduk.
- 8 لَّا یَسَّمَّعُونَ إِلَى ٱلۡمَلَإِ ٱلۡأَعۡلَىٰ وَیُقۡذَفُونَ مِن كُلِّ جَانِبࣲ
la yessam'un ila El malei El A'la Va yukzafun min küllî canib
Onlar yüksek (melekler) topluluğunu dinleyemezler. Her taraftan kovulup atılırlar.
- 9 دُحُورࣰاۖ وَلَهُمۡ عَذَابࣱ وَاصِبٌ
duhuran velehüm azap vasibun
Uzaklaştırılırlar. Onlara ardı arkası kesilmez bir azab vardır.
- 10 إِلَّا مَنۡ خَطِفَ ٱلۡخَطۡفَةَ فَأَتۡبَعَهُۥ شِهَابࣱ ثَاقِبࣱ
illa hatif El-hafta fa'atba'ahu Şihab sakıb
Ancak kulak hırsızlığı yapanlar olur. Onu da yakıcı bir alev takip eder.
- 11 فَٱسۡتَفۡتِهِمۡ أَهُمۡ أَشَدُّ خَلۡقًا أَم مَّنۡ خَلَقۡنَاۤۚ إِنَّا خَلَقۡنَـٰهُم مِّن طِینࣲ لَّازِبِۭ
Festeftihim ahum eşeddu halkan min Tin Lazibi
Şimdi onlara sor: "Yaradılışça kendileri mi daha çetin, yoksa bizim yarattıklarımız mı?" Gerçekten biz onları cıvık bir çamurdan yarattık.
- 12 بَلۡ عَجِبۡتَ وَیَسۡخَرُونَ
acibta veyeshharun
Fakat sen onlara şaşıyorsun, ama onlar (seninle) eğleniyorlar.
- 13 وَإِذَا ذُكِّرُوا۟ لَا یَذۡكُرُونَ
ve iza zukkiru yezkurûn
Kendilerine hatırlatıldığında da düşünmüyorlar.
- 14 وَإِذَا رَأَوۡا۟ ءَایَةࣰ یَسۡتَسۡخِرُونَ
ve iza raa Ayet yesteshirune
Bir mucize gördükleri zaman da eğlenceye alıyorlar.
- 15 وَقَالُوۤا۟ إِنۡ هَـٰذَاۤ إِلَّا سِحۡرࣱ مُّبِینٌ
illa seh-r mubin
Ve diyorlar ki: "Bu apaçık büyüden başka bir şey değildir."
- 16 أَءِذَا مِتۡنَا وَكُنَّا تُرَابࣰا وَعِظَـٰمًا أَءِنَّا لَمَبۡعُوثُونَ
a-iza Metna va kunna turaben Vaizama A inna lembeusun
"Öldüğümüz ve bir toprakla bir yığın kemik olduğumuz zaman mı biz tekrar dirilecekmişiz?"
- 17 أَوَءَابَاۤؤُنَا ٱلۡأَوَّلُونَ
Evebauna El-evvelun
"Önceki atalarımız da mı?.."
- 18 قُلۡ نَعَمۡ وَأَنتُمۡ دَ ٰخِرُونَ
kul naam ve-entum da iman Herun
De ki: "Evet, hem de sizler çok aşağılanmış olarak (dirileceksiniz)."
- 19 فَإِنَّمَا هِیَ زَجۡرَةࣱ وَ ٰحِدَةࣱ فَإِذَا هُمۡ یَنظُرُونَ
Fe innema heya zecrah ve iman heda feiza hım yenzurune
Çünkü O (sura üfürmek) zorlu bir kumandadan ibarettir ki, derhal onların gözleri açılıverir.
- 20 وَقَالُوا۟ یَـٰوَیۡلَنَا هَـٰذَا یَوۡمُ ٱلدِّینِ
ve kalu haza yevm ed-Din
"Eyvah bizlere! İşte bu hesap günüdür." derler.
- 21 هَـٰذَا یَوۡمُ ٱلۡفَصۡلِ ٱلَّذِی كُنتُم بِهِۦ تُكَذِّبُونَ
haza yevm El-Faslî ellezî kuntum behi tukezzibun
(Onlara): "İşte bu, sizin yalanlamakta olduğunuz (iyi ve kötüyü) ayırt etme günüdür" denir.
- 22 ۞ ٱحۡشُرُوا۟ ٱلَّذِینَ ظَلَمُوا۟ وَأَزۡوَ ٰجَهُمۡ وَمَا كَانُوا۟ یَعۡبُدُونَ
ahşuru Ellezine zalamu Vezua iman Cehum vama kanu ya'budune
Toplayın mahşere o zulmedenleri, eşlerini ve Allah'tan başka taptıkları şeyleri. Toplayın da götürün onları sırata (cehennem köprüsüne) doğru.
- 23 مِن دُونِ ٱللَّهِ فَٱهۡدُوهُمۡ إِلَىٰ صِرَ ٰطِ ٱلۡجَحِیمِ
min düne Allah fahduhum ila sıra iman te El-cehim
Toplayın mahşere o zulmedenleri, eşlerini ve Allah'tan başka taptıkları şeyleri. Toplayın da götürün onları sırata (cehennem köprüsüne) doğru.
- 24 وَقِفُوهُمۡۖ إِنَّهُم مَّسۡـُٔولُونَ
Vakıfuhum mesulun
Ve durdurun onları, çünkü sorguya çekilecekler.
- 25 مَا لَكُمۡ لَا تَنَاصَرُونَ
ma lekum tenasaruna
(Onlara): "Ne oldu sizlere de yardımlaşmıyorsunuz?" (denilir.)
- 26 بَلۡ هُمُ ٱلۡیَوۡمَ مُسۡتَسۡلِمُونَ
hım El-yevme müsteslimun
Hayır, bugün onlar teslim olmuşlardır.
- 27 وَأَقۡبَلَ بَعۡضُهُمۡ عَلَىٰ بَعۡضࣲ یَتَسَاۤءَلُونَ
yaklaştı ba'sum Ala bas yetesaelune
Onlar, birbirine dönmüş soruşuyorlar.
- 28 قَالُوۤا۟ إِنَّكُمۡ كُنتُمۡ تَأۡتُونَنَا عَنِ ٱلۡیَمِینِ
Kalu ta'tunana ane El-Yemîn
Onlar: "Siz bize (uğurlu görünerek) sağdan gelir dururdunuz" derler.
- 29 قَالُوا۟ بَل لَّمۡ تَكُونُوا۟ مُؤۡمِنِینَ
bal Lem te kovnua müminin
(İleri gelenler de) derler ki: "Hayır, siz inanmamıştınız."
- 30 وَمَا كَانَ لَنَا عَلَیۡكُم مِّن سُلۡطَـٰنِۭۖ بَلۡ كُنتُمۡ قَوۡمࣰا طَـٰغِینَ
vama kana lana min Sultan kavmen Tagina
"Bizim de size karşı bir gücümüz yoktu. Fakat siz azmış bir kavimdiniz."
- 31 فَحَقَّ عَلَیۡنَا قَوۡلُ رَبِّنَاۤۖ إِنَّا لَذَاۤىِٕقُونَ
fahak aleyna kavl Lezaiukun
"Onun için üzerimize Rabbimizin azab sözü hak oldu. Şüphesiz azabımızı tadacağız."
- 32 فَأَغۡوَیۡنَـٰكُمۡ إِنَّا كُنَّا غَـٰوِینَ
Fağvaynaküm kunna Gavina
"Evet biz, sizi kışkırttık. Çünkü biz azgındık."
- 33 فَإِنَّهُمۡ یَوۡمَىِٕذࣲ فِی ٱلۡعَذَابِ مُشۡتَرِكُونَ
Fe-in-ne-hüm yevmaizin fey El-azabi muşterikuna
O halde hepsi o gün azabda ortaktırlar.
- 34 إِنَّا كَذَ ٰلِكَ نَفۡعَلُ بِٱلۡمُجۡرِمِینَ
kaza iman leka naf'alu Bil-mücrimîn
İşte biz günahkarlara böyle yaparız.
- 35 إِنَّهُمۡ كَانُوۤا۟ إِذَا قِیلَ لَهُمۡ لَاۤ إِلَـٰهَ إِلَّا ٱللَّهُ یَسۡتَكۡبِرُونَ
İnnehüm iza Kıla lehüm La İlah illa Allah yestakbirune
Çünkü onlar, kendilerine: "Allah'tan başka ilâh yoktur" denildiği zaman kafa tutuyorlardı.
- 36 وَیَقُولُونَ أَىِٕنَّا لَتَارِكُوۤا۟ ءَالِهَتِنَا لِشَاعِرࣲ مَّجۡنُونِۭ
Veyakulune A inna Letaariku alihetina Leşair mecnun
Ve: "Biz, hiçbir mecnun (deli) şair için ilâhlarımızı bırakır mıyız?" diyorlardı.
- 37 بَلۡ جَاۤءَ بِٱلۡحَقِّ وَصَدَّقَ ٱلۡمُرۡسَلِینَ
caa bil-hakki va saddeka El-murselîn
Hayır o, hak ile geldi ve bütün peygamberleri tasdik etti.
- 38 إِنَّكُمۡ لَذَاۤىِٕقُوا۟ ٱلۡعَذَابِ ٱلۡأَلِیمِ
Lezaiiku El-azabi El-Alîm
Elbette siz o acı azabı tadacaksınız.
- 39 وَمَا تُجۡزَوۡنَ إِلَّا مَا كُنتُمۡ تَعۡمَلُونَ
vama tuc-von illa ma ta'malun
Bununla beraber başka değil, hep yaptığınız amellerinizle cezalandırılacaksınız.
- 40 إِلَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلۡمُخۡلَصِینَ
illa ibada Allah El-muhlasin
Sadece Allah'ın ihlaslı kulları müstesnadır.
- 41 أُو۟لَـٰۤىِٕكَ لَهُمۡ رِزۡقࣱ مَّعۡلُومࣱ
ulaike lehüm rizk
İşte onlar için belli bir rızık vardır.
- 42 فَوَ ٰكِهُ وَهُم مُّكۡرَمُونَ
fava iman kehu mükramun
Meyveler (vardır), Naîm cennetlerinde onlara hep ikram edilir.
- 43 فِی جَنَّـٰتِ ٱلنَّعِیمِ
fey Cennet En-Naim
Meyveler (vardır), Naîm cennetlerinde onlara hep ikram edilir.
- 44 عَلَىٰ سُرُرࣲ مُّتَقَـٰبِلِینَ
Ala mütekaabilina
(Onlar) Karşılıklı tahtlar üzerindedirler.
- 45 یُطَافُ عَلَیۡهِم بِكَأۡسࣲ مِّن مَّعِینِۭ
yutafu bekas min Maini
İçenlere lezzet veren, pınardan doldurulmuş bembeyaz bir kadehle onların etrafında dolaşılır.
- 46 بَیۡضَاۤءَ لَذَّةࣲ لِّلشَّـٰرِبِینَ
beyza lezzet Lil-şaribin
İçenlere lezzet veren, pınardan doldurulmuş bembeyaz bir kadehle onların etrafında dolaşılır.
- 47 لَا فِیهَا غَوۡلࣱ وَلَا هُمۡ عَنۡهَا یُنزَفُونَ
fiha ğavul hım anha yünzafuon
Onda ne bir zararlı sonuç vardır, ne de sarhoşluk verir.
- 48 وَعِندَهُمۡ قَـٰصِرَ ٰتُ ٱلطَّرۡفِ عِینࣱ
va indahum kasır iman t El-Tarfi ayn
Yanlarında iri gözlü, bakışlarını kocalarından başkalarına çevirmeyen hanımlar vardır.
- 49 كَأَنَّهُنَّ بَیۡضࣱ مَّكۡنُونࣱ
ke'ennehünne beyz
Sanki onlar örtülüp saklanmış yumurta gibidirler.
- 50 فَأَقۡبَلَ بَعۡضُهُمۡ عَلَىٰ بَعۡضࣲ یَتَسَاۤءَلُونَ
fakbele ba'sum Ala bas yetesaelune
Derken birbirine dönüp sorarlar:
- 51 قَالَ قَاۤىِٕلࣱ مِّنۡهُمۡ إِنِّی كَانَ لِی قَرِینࣱ
kale Kail minhum İnni kana Ley Karin
İçlerinden bir sözcü der ki: "Gerçekten benim bir arkadaşım vardı."
- 52 یَقُولُ أَءِنَّكَ لَمِنَ ٱلۡمُصَدِّقِینَ
yakulu a innak Lameno El-Musaddikīn
Derdi ki: "Sen gerçekten inananlardan mısın?"
- 53 أَءِذَا مِتۡنَا وَكُنَّا تُرَابࣰا وَعِظَـٰمًا أَءِنَّا لَمَدِینُونَ
a-iza Metna va kunna turaben Vaizama A inna Lamedinun
"Öldüğümüz ve bir toprakla bir yığın kemik olduğumuz zaman biz hakikaten cezalanacak mıyız?"
- 54 قَالَ هَلۡ أَنتُم مُّطَّلِعُونَ
kale hel muttaliuna
"Siz onu tanır mısınız?" der.
- 55 فَٱطَّلَعَ فَرَءَاهُ فِی سَوَاۤءِ ٱلۡجَحِیمِ
fatalla'a fereahu fey seva El-cehim
Derken bakınır ve onu cehennemin ta ortasında görür.
- 56 قَالَ تَٱللَّهِ إِن كِدتَّ لَتُرۡدِینِ
kale Tallahi in kedta leturdini
Ona şöyle der: "Allah'a yemin ederim ki, doğrusu sen az daha beni helak edecektin."
- 57 وَلَوۡلَا نِعۡمَةُ رَبِّی لَكُنتُ مِنَ ٱلۡمُحۡضَرِینَ
Nimet lakuntu mina El-muhazarin
"Rabbimin nimeti olmasaydı, ben de bu tutuklananlardan olacaktım."
- 58 أَفَمَا نَحۡنُ بِمَیِّتِینَ
afama nahnu Bimeyyitina
"Nasılmış bak. Biz ilk ölümümüzden başka bir daha ölmeyecek miymişiz? Biz azaba uğratılmayacak mıymışız?
- 59 إِلَّا مَوۡتَتَنَا ٱلۡأُولَىٰ وَمَا نَحۡنُ بِمُعَذَّبِینَ
illa mevtetena El-ula vama nahnu bimuazzebine
"Nasılmış bak. Biz ilk ölümümüzden başka bir daha ölmeyecek miymişiz? Biz azaba uğratılmayacak mıymışız?
- 60 إِنَّ هَـٰذَا لَهُوَ ٱلۡفَوۡزُ ٱلۡعَظِیمُ
İnne haza lehüve El-fevzu El-Azim
İşte bu büyük kurtuluştur.
- 61 لِمِثۡلِ هَـٰذَا فَلۡیَعۡمَلِ ٱلۡعَـٰمِلُونَ
lemetil haza felyemel El-amilune
Çalışanlar işte böyle bir kurtuluş için çalışsınlar.
- 62 أَذَ ٰلِكَ خَیۡرࣱ نُّزُلًا أَمۡ شَجَرَةُ ٱلزَّقُّومِ
eza iman leka hayr nuzulan em şecere Zakkum
Nasıl, bu mu daha hayırlı konukluk için, yoksa zakkum ağacı mı?
- 63 إِنَّا جَعَلۡنَـٰهَا فِتۡنَةࣰ لِّلظَّـٰلِمِینَ
Caalnaha fitne Lil-ez-zalimin
Gerçekten biz onu zalimler için bir fitne (imtihan) yaptık.
- 64 إِنَّهَا شَجَرَةࣱ تَخۡرُجُ فِیۤ أَصۡلِ ٱلۡجَحِیمِ
İnneha şecere tahruc Asli El-cehim
O bir ağaçtır ki cehennemin dibinde çıkar.
- 65 طَلۡعُهَا كَأَنَّهُۥ رُءُوسُ ٱلشَّیَـٰطِینِ
taluha ke'enne-hu ruus Eş-şeyatin
Tomurcukları şeytanların başları gibidir.
- 66 فَإِنَّهُمۡ لَـَٔاكِلُونَ مِنۡهَا فَمَالِـُٔونَ مِنۡهَا ٱلۡبُطُونَ
Fe-in-ne-hüm leakilune minha Femaliun minha el-butun
Mutlaka onlar, ondan yiyecekler de karınlarını bundan dolduracaklardır.
- 67 ثُمَّ إِنَّ لَهُمۡ عَلَیۡهَا لَشَوۡبࣰا مِّنۡ حَمِیمࣲ
summe İnne lehüm aleyha Laşovban
Sonra üzerine onlar için kaynar bir içecek vardır.
- 68 ثُمَّ إِنَّ مَرۡجِعَهُمۡ لَإِلَى ٱلۡجَحِیمِ
summe İnne merci'ehum lelei El-cehim
Sonra da dönecekleri yer, şüphesiz cehennemdir.
- 69 إِنَّهُمۡ أَلۡفَوۡا۟ ءَابَاۤءَهُمۡ ضَاۤلِّینَ
İnnehüm El-fev abaaahum dallin
Çünkü onlar, atalarını sapıklıkta buldular.
- 70 فَهُمۡ عَلَىٰۤ ءَاثَـٰرِهِمۡ یُهۡرَعُونَ
yehraun
Şimdi de kendileri onların izlerinde koşturuyorlar.
- 71 وَلَقَدۡ ضَلَّ قَبۡلَهُمۡ أَكۡثَرُ ٱلۡأَوَّلِینَ
Ve-lakd dalla kıblehüm ekser El-evvelin
Andolsun ki, onlardan öncekilerin çoğu sapıklıkta idiler.
- 72 وَلَقَدۡ أَرۡسَلۡنَا فِیهِم مُّنذِرِینَ
Ve-lakd munzirin
Gerçekten biz onlara içlerinden uyarıcı peygamberler de gönderdik.
- 73 فَٱنظُرۡ كَیۡفَ كَانَ عَـٰقِبَةُ ٱلۡمُنذَرِینَ
fanzur keyfe kana akibe El-münzirîne
Sonra da bak o uyarılanların sonu nasıl oldu?
- 74 إِلَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلۡمُخۡلَصِینَ
illa ibada Allah El-muhlasin
Ancak Allah'ın ihlas ile seçilen kulları başka.
- 75 وَلَقَدۡ نَادَىٰنَا نُوحࣱ فَلَنِعۡمَ ٱلۡمُجِیبُونَ
Ve-lakd nadiyana Nuh Felani'ma El-mucibun
Andolsun ki Nuh bize seslenip dua etmişti de biz de ne güzel kabul etmiştik.
- 76 وَنَجَّیۡنَـٰهُ وَأَهۡلَهُۥ مِنَ ٱلۡكَرۡبِ ٱلۡعَظِیمِ
Venecceynâhu va ehlehü mina El-kerbi El-Azim
Biz hem onu, hem ailesini o büyük sıkıntıdan kurtardık.
- 77 وَجَعَلۡنَا ذُرِّیَّتَهُۥ هُمُ ٱلۡبَاقِینَ
Vecealna Zürriyyetihu hım El-Bakıyn
Hem onun neslini bâki kalanlar kıldık.
- 78 وَتَرَكۡنَا عَلَیۡهِ فِی ٱلۡـَٔاخِرِینَ
ve terakna aleyhi fey El-âhirîn
Hem de sonradan gelenler içinde güzel bir namını bıraktık.
- 79 سَلَـٰمٌ عَلَىٰ نُوحࣲ فِی ٱلۡعَـٰلَمِینَ
selam Ala fey El-alemin
Bütün âlemler içinde Nuh'a selam olsun.
- 80 إِنَّا كَذَ ٰلِكَ نَجۡزِی ٱلۡمُحۡسِنِینَ
kaza iman leka neczi El-muhsinin
İşte biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız.
- 81 إِنَّهُۥ مِنۡ عِبَادِنَا ٱلۡمُؤۡمِنِینَ
İnnehu ibadina El-mü'minin
Çünkü o bizim mümin kullarımızdandı.
- 82 ثُمَّ أَغۡرَقۡنَا ٱلۡـَٔاخَرِینَ
summe Ağrakna El-âhirîn
Sonra diğerlerini suda boğduk.
- 83 ۞ وَإِنَّ مِن شِیعَتِهِۦ لَإِبۡرَ ٰهِیمَ
ve inna min Şii Libra iman heyma
Şüphesiz ki İbrahim de onun kolundandı.
- 84 إِذۡ جَاۤءَ رَبَّهُۥ بِقَلۡبࣲ سَلِیمٍ
iz caa Rabbehu bekalb Selim
Çünkü o, Rabbine tertemiz bir kalb ile gelmişti.
- 85 إِذۡ قَالَ لِأَبِیهِ وَقَوۡمِهِۦ مَاذَا تَعۡبُدُونَ
iz kale leabihih ta'budun
O babasına ve kavmine şöyle demişti: "Siz nelere tapıyorsunuz?"
- 86 أَىِٕفۡكًا ءَالِهَةࣰ دُونَ ٱللَّهِ تُرِیدُونَ
Ayıfkan âlihe dunan Allah tureydun
"Yalancılık etmek için mi Allah'tan başka ilâhlar istiyorsunuz?"
- 87 فَمَا ظَنُّكُم بِرَبِّ ٱلۡعَـٰلَمِینَ
fama zannukum berabbi El-alemin
"Siz âlemlerin Rabbini ne zannediyorsunuz?"
- 88 فَنَظَرَ نَظۡرَةࣰ فِی ٱلنُّجُومِ
fenazara nazra fey En-nucum
Derken yıldızlara bir baktı da: "Ben gerçekten hastayım" dedi.
- 89 فَقَالَ إِنِّی سَقِیمࣱ
fakala İnni Sakim
Derken yıldızlara bir baktı da: "Ben gerçekten hastayım" dedi.
- 90 فَتَوَلَّوۡا۟ عَنۡهُ مُدۡبِرِینَ
fetevelleve anhu mudbirina
O zaman arkalarını dönerek başından kaçışıverdiler.
- 91 فَرَاغَ إِلَىٰۤ ءَالِهَتِهِمۡ فَقَالَ أَلَا تَأۡكُلُونَ
faraga alihatihim fakala ta'kulun
Derken bir kurnazlıkla onların ilâhlarına vardı da, "Buyursanıza, yemez misiniz?" dedi.
- 92 مَا لَكُمۡ لَا تَنطِقُونَ
ma lekum tantikuna
(Cevap vermediklerini görünce de): "Neyiniz var da konuşmuyorsunuz?" (dedi).
- 93 فَرَاغَ عَلَیۡهِمۡ ضَرۡبَۢا بِٱلۡیَمِینِ
faraga aleyhim darben Bilyamin
Nihayet bir yolunu bulup onlara kuvvetli bir darbe indirdi.
- 94 فَأَقۡبَلُوۤا۟ إِلَیۡهِ یَزِفُّونَ
fakbelu ileyhi yazeffune
Bunun üzerine birbirlerine girerek ona yürüdüler.
- 95 قَالَ أَتَعۡبُدُونَ مَا تَنۡحِتُونَ
kale a ta'budun ma Tenhi tuna
İbrahim dedi ki: "A, siz kendi yonttuğunuz şeylere mi tapıyorsunuz?"
- 96 وَٱللَّهُ خَلَقَكُمۡ وَمَا تَعۡمَلُونَ
Vallahu Hâlakaküm vama ta'malun
"Halbuki sizi de yaptıklarınızı da Allah yaratmıştır."
- 97 قَالُوا۟ ٱبۡنُوا۟ لَهُۥ بُنۡیَـٰنࣰا فَأَلۡقُوهُ فِی ٱلۡجَحِیمِ
ibnu bünyan falkuhu fey El-cehim
Onlar: "Haydin onun için bir yapı yapın da onu ateşe atın." dediler.
- 98 فَأَرَادُوا۟ بِهِۦ كَیۡدࣰا فَجَعَلۡنَـٰهُمُ ٱلۡأَسۡفَلِینَ
fearaduu behi keyda Fa-ca-lna-hum El-esfelîn
Böylece ona bir tuzak kurmak istediler. Biz de kendilerini daha alçak düşürdük.
- 99 وَقَالَ إِنِّی ذَاهِبٌ إِلَىٰ رَبِّی سَیَهۡدِینِ
ve kala İnni zahibun ila Seyyadin
Bir de dedi ki: "Ben Rabbime gidiyorum, o bana yolunu gösterir."
- 100 رَبِّ هَبۡ لِی مِنَ ٱلصَّـٰلِحِینَ
Rabbi hab Ley mina Es-salihin
"Ey Rabbim! Bana salihlerden (bir oğul) ihsan et!"
- 101 فَبَشَّرۡنَـٰهُ بِغُلَـٰمٍ حَلِیمࣲ
Febeşşernahu Beğulam halim
Biz de kendisine yumuşak huylu bir oğul müjdeledik.
- 102 فَلَمَّا بَلَغَ مَعَهُ ٱلسَّعۡیَ قَالَ یَـٰبُنَیَّ إِنِّیۤ أَرَىٰ فِی ٱلۡمَنَامِ أَنِّیۤ أَذۡبَحُكَ فَٱنظُرۡ مَاذَا تَرَىٰۚ قَالَ یَـٰۤأَبَتِ ٱفۡعَلۡ مَا تُؤۡمَرُۖ سَتَجِدُنِیۤ إِن شَاۤءَ ٱللَّهُ مِنَ ٱلصَّـٰبِرِینَ
felemma balağa Es-sey'a kale Ya buneyye Ara fey El-menami ezbahuk fanzur kale Ya Abati af'al ma tumar satajiduni in şaa Allah mina Es-sabirin
Oğlu, yanında koşacak çağa gelince: "Ey oğlum! Ben seni rüyamda boğazladığımı görüyorum. Artık bak, ne düşünürsün?" dedi. Çocuk da: "Babacığım sana ne emrediliyorsa yap, inşaallah beni sabredenlerden bulacaksın" dedi.
- 103 فَلَمَّاۤ أَسۡلَمَا وَتَلَّهُۥ لِلۡجَبِینِ
eslema Vetalluhu lil-cebiyn
Ne zaman ki ikisi de bu şekilde Allah'a teslim oldular, İbrahim oğlunu şakağı üzerine yatırdı.
- 104 وَنَـٰدَیۡنَـٰهُ أَن یَـٰۤإِبۡرَ ٰهِیمُ
Venadaynehu en Yā İbrā iman heymu
Biz de ona şöyle seslendik: "Ey İbrahim! "
- 105 قَدۡ صَدَّقۡتَ ٱلرُّءۡیَاۤۚ إِنَّا كَذَ ٰلِكَ نَجۡزِی ٱلۡمُحۡسِنِینَ
Kad saddakta kaza iman leka neczi El-muhsinin
"Rüyana gerçekten sadakat gösterdin, şüphesiz ki, biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız."
- 106 إِنَّ هَـٰذَا لَهُوَ ٱلۡبَلَـٰۤؤُا۟ ٱلۡمُبِینُ
İnne haza lehüve El-bela El-Mubinu
"Şüphesiz ki bu apaçık bir imtihandı." (dedik)
- 107 وَفَدَیۡنَـٰهُ بِذِبۡحٍ عَظِیمࣲ
vefadeynâhu bizbhin azim
Ve ona büyük bir kurbanlık fidye verdik.
- 108 وَتَرَكۡنَا عَلَیۡهِ فِی ٱلۡـَٔاخِرِینَ
ve terakna aleyhi fey El-âhirîn
Kendisine sonradan gelenler içinde iyi bir nâm bıraktık.
- 109 سَلَـٰمٌ عَلَىٰۤ إِبۡرَ ٰهِیمَ
selam İbra iman heyma
Selam olsun İbrahim'e...
- 110 كَذَ ٰلِكَ نَجۡزِی ٱلۡمُحۡسِنِینَ
kaza iman leka neczi El-muhsinin
İşte biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız.
- 111 إِنَّهُۥ مِنۡ عِبَادِنَا ٱلۡمُؤۡمِنِینَ
İnnehu ibadina El-mü'minin
Çünkü o bizim mümin kullarımızdandı.
- 112 وَبَشَّرۡنَـٰهُ بِإِسۡحَـٰقَ نَبِیࣰّا مِّنَ ٱلصَّـٰلِحِینَ
Vebaşşernahu İshak Nebiyyen min Es-salihin
Ona bir de salihlerden bir peygamber olmak üzere İshak'ı müjdeledik.
- 113 وَبَـٰرَكۡنَا عَلَیۡهِ وَعَلَىٰۤ إِسۡحَـٰقَۚ وَمِن ذُرِّیَّتِهِمَا مُحۡسِنࣱ وَظَالِمࣱ لِّنَفۡسِهِۦ مُبِینࣱ
Vebarekena aleyhi İshak vamin Zürriyetihima muhsin Vezalim Linnafsihi
Hem ona hem İshak'a bereketler verdik. Her ikisinin neslinden de hem iyilik yapanlar var, hem de açıkça kendi nefsine zulmedenler var.
- 114 وَلَقَدۡ مَنَنَّا عَلَىٰ مُوسَىٰ وَهَـٰرُونَ
Ve-lakd menenna Ala Vaharon
Andolsun ki biz Musa ile Harun'a da nimetler verdik.
- 115 وَنَجَّیۡنَـٰهُمَا وَقَوۡمَهُمَا مِنَ ٱلۡكَرۡبِ ٱلۡعَظِیمِ
venecceynehuıma Va kavhumaa mina El-kerbi El-Azim
Hem kendilerini ve kavimlerini o büyük sıkıntıdan kurtardık.
- 116 وَنَصَرۡنَـٰهُمۡ فَكَانُوا۟ هُمُ ٱلۡغَـٰلِبِینَ
Ve nasarnahum fakaanuu hım El-Gâlibîn
Hem yardım ettik onlara da, galip gelenler onlar oldular.
- 117 وَءَاتَیۡنَـٰهُمَا ٱلۡكِتَـٰبَ ٱلۡمُسۡتَبِینَ
Ve aataynaa humaa El Kitap El-müstebine
Hem kendilerine o belli kitabı (Tevrat'ı) verdik.
- 118 وَهَدَیۡنَـٰهُمَا ٱلصِّرَ ٰطَ ٱلۡمُسۡتَقِیمَ
vahadeynâhumâ Es-Sira iman ta El mustakim
Kendilerini doğru yola çıkardık.
- 119 وَتَرَكۡنَا عَلَیۡهِمَا فِی ٱلۡـَٔاخِرِینَ
ve terakna aleyhimā fey El-âhirîn
Sonrakiler içinde onlara iyi bir nam bıraktık:
- 120 سَلَـٰمٌ عَلَىٰ مُوسَىٰ وَهَـٰرُونَ
selam Ala Vaharon
Selam olsun, Musa ile Harun'a.
- 121 إِنَّا كَذَ ٰلِكَ نَجۡزِی ٱلۡمُحۡسِنِینَ
kaza iman leka neczi El-muhsinin
İşte biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız.
- 122 إِنَّهُمَا مِنۡ عِبَادِنَا ٱلۡمُؤۡمِنِینَ
İnnehüma ibadina El-mü'minin
Çünkü onların ikisi de bizim mümin kullarımızdandı.
- 123 وَإِنَّ إِلۡیَاسَ لَمِنَ ٱلۡمُرۡسَلِینَ
ve inna İlyas Lameno El-murselîn
Şüphesiz İlyas da gönderilen peygamberlerdendir.
- 124 إِذۡ قَالَ لِقَوۡمِهِۦۤ أَلَا تَتَّقُونَ
iz kale tettakun
Hani o kavmine: "Siz Allah'tan korkmaz mısınız? Yaratanların en güzeli olan, sizin de Rabbiniz, daha önceki atalarınızın da Rabbi bulunan Allah'ı bırakıp da "Ba'l'e" (Ba'l ismindeki puta) mi yalvarıyorsunuz?" dedi.
- 125 أَتَدۡعُونَ بَعۡلࣰا وَتَذَرُونَ أَحۡسَنَ ٱلۡخَـٰلِقِینَ
ated'unon Ba'lan vetezarun Ahsen El-Hâlikīn
Hani o kavmine: "Siz Allah'tan korkmaz mısınız? Yaratanların en güzeli olan, sizin de Rabbiniz, daha önceki atalarınızın da Rabbi bulunan Allah'ı bırakıp da "Ba'l'e" (Ba'l ismindeki puta) mi yalvarıyorsunuz?" dedi.
- 126 ٱللَّهَ رَبَّكُمۡ وَرَبَّ ءَابَاۤىِٕكُمُ ٱلۡأَوَّلِینَ
Allah Rabbüküm Verabbe Abaikum El-evvelin
Hani o kavmine: "Siz Allah'tan korkmaz mısınız? Yaratanların en güzeli olan, sizin de Rabbiniz, daha önceki atalarınızın da Rabbi bulunan Allah'ı bırakıp da "Ba'l'e" (Ba'l ismindeki puta) mi yalvarıyorsunuz?" dedi.
- 127 فَكَذَّبُوهُ فَإِنَّهُمۡ لَمُحۡضَرُونَ
fekezzebûhû Fe-in-ne-hüm lamuhdurun
Fakat onlar, onu yalanladılar. Bu yüzden onlar mutlaka (cehennemde) hazır bulundurulacaklardır.
- 128 إِلَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلۡمُخۡلَصِینَ
illa ibada Allah El-muhlasin
Ancak Allah'ın ihlaslı kulları müstesna.
- 129 وَتَرَكۡنَا عَلَیۡهِ فِی ٱلۡـَٔاخِرِینَ
ve terakna aleyhi fey El-âhirîn
Ona da sonrakiler içinde şunu bıraktık:
- 130 سَلَـٰمٌ عَلَىٰۤ إِلۡ یَاسِینَ
selam İl Yasin
Selam olsun İlyâsîn'e.
- 131 إِنَّا كَذَ ٰلِكَ نَجۡزِی ٱلۡمُحۡسِنِینَ
kaza iman leka neczi El-muhsinin
İşte biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız.
- 132 إِنَّهُۥ مِنۡ عِبَادِنَا ٱلۡمُؤۡمِنِینَ
İnnehu ibadina El-mü'minin
Çünkü o bizim mümin kullarımızdandı.
- 133 وَإِنَّ لُوطࣰا لَّمِنَ ٱلۡمُرۡسَلِینَ
ve inna Lut lemina El-murselîn
Şüphesiz Lût da gönderilen peygamberlerdendir.
- 134 إِذۡ نَجَّیۡنَـٰهُ وَأَهۡلَهُۥۤ أَجۡمَعِینَ
iz Necceynāhu acemeyn
Hani biz onu ve ailesinin tamamını kurtarmıştık.
- 135 إِلَّا عَجُوزࣰا فِی ٱلۡغَـٰبِرِینَ
illa acuzan fey El-ğabirîn
Ancak geride kalıp batanlar içinde kalan yaşlı bir kadın hariç.
- 136 ثُمَّ دَمَّرۡنَا ٱلۡـَٔاخَرِینَ
summe demerne El-âhirîn
Sonra diğerlerini helak etmiştik.
- 137 وَإِنَّكُمۡ لَتَمُرُّونَ عَلَیۡهِم مُّصۡبِحِینَ
ve-innekum Letemurrune musbihin
Ve siz elbette sabahleyin ve geceleyin onlara uğrar ve üzerlerinden geçersiniz. Hâlâ akıl edip düşünmez misiniz?
- 138 وَبِٱلَّیۡلِۚ أَفَلَا تَعۡقِلُونَ
Vebellayl a-fa-laa ta'kıluna
Ve siz elbette sabahleyin ve geceleyin onlara uğrar ve üzerlerinden geçersiniz. Hâlâ akıl edip düşünmez misiniz?
- 139 وَإِنَّ یُونُسَ لَمِنَ ٱلۡمُرۡسَلِینَ
ve inna Yunus Lameno El-murselîn
Şüphesiz Yunus da gönderilen peygamberlerdendir.
- 140 إِذۡ أَبَقَ إِلَى ٱلۡفُلۡكِ ٱلۡمَشۡحُونِ
iz abaka ila El-fülk El-Meşhun
Hani o bir zaman dolu bir gemiye kaçmıştı.
- 141 فَسَاهَمَ فَكَانَ مِنَ ٱلۡمُدۡحَضِینَ
fesahem fakane mina El-mudhafina
(Oradakilerle) kur'a çekmiş de kaydırılanlardan (yenilenlerden) olmuştu.
- 142 فَٱلۡتَقَمَهُ ٱلۡحُوتُ وَهُوَ مُلِیمࣱ
Fal-tak-mah El-hut Vehüve Muleym
Derken (denize atılmış ve) kendisini balık yutmuştu. (Kendi nefsini) kınıyordu.
- 143 فَلَوۡلَاۤ أَنَّهُۥ كَانَ مِنَ ٱلۡمُسَبِّحِینَ
kana mina El-müsebbihin
Eğer çok tesbih edenlerden olmasaydı, yeniden dirilecekleri güne kadar onun karnında kalırdı.
- 144 لَلَبِثَ فِی بَطۡنِهِۦۤ إِلَىٰ یَوۡمِ یُبۡعَثُونَ
lelebitsa fey batnihi ila yevm yübasun
Eğer çok tesbih edenlerden olmasaydı, yeniden dirilecekleri güne kadar onun karnında kalırdı.
- 145 ۞ فَنَبَذۡنَـٰهُ بِٱلۡعَرَاۤءِ وَهُوَ سَقِیمࣱ
fenabiznah bil-arai Vehüve Sakim
Biz onu hasta bir halde bir alana çıkardık.
- 146 وَأَنۢبَتۡنَا عَلَیۡهِ شَجَرَةࣰ مِّن یَقۡطِینࣲ
ve bitirdik aleyhi min Yaktin
Üzerine kabak cinsinden bir ağaç bitirdik.
- 147 وَأَرۡسَلۡنَـٰهُ إِلَىٰ مِا۟ئَةِ أَلۡفٍ أَوۡ یَزِیدُونَ
ve onu gönderdik ila Meyate Elif ev yezidun
Biz onu (Yunus'u) yüz bin veya daha çok insana peygamber olarak gönderdik.
- 148 فَـَٔامَنُوا۟ فَمَتَّعۡنَـٰهُمۡ إِلَىٰ حِینࣲ
feamenü fametnaahum ila
O zaman ona iman ettiler de biz onları bir zamana kadar yaşattık.
- 149 فَٱسۡتَفۡتِهِمۡ أَلِرَبِّكَ ٱلۡبَنَاتُ وَلَهُمُ ٱلۡبَنُونَ
Festeftihim El-rabbike el-benatu velehüm el-ba-nun
Şimdi sor o seninkilere: Kızlar, Rabbinin de, oğlanlar onların mı?
- 150 أَمۡ خَلَقۡنَا ٱلۡمَلَـٰۤىِٕكَةَ إِنَـٰثࣰا وَهُمۡ شَـٰهِدُونَ
em halakna El-Melaike inas Vehum şahidune
Yoksa biz melekleri dişi yaratmışız da onlar şahit mi bulunuyorlarmış?
- 151 أَلَاۤ إِنَّهُم مِّنۡ إِفۡكِهِمۡ لَیَقُولُونَ
ela ifkihim leykulaun
Ha!.. Onlar, şüphesiz uydurdukları iftiralarından dolayı: "Allah doğurdu" derler. Hiç şüphesiz onlar, yalancıdırlar.
- 152 وَلَدَ ٱللَّهُ وَإِنَّهُمۡ لَكَـٰذِبُونَ
veled Allah Ve innehum Lekazibun
Ha!.. Onlar, şüphesiz uydurdukları iftiralarından dolayı: "Allah doğurdu" derler. Hiç şüphesiz onlar, yalancıdırlar.
- 153 أَصۡطَفَى ٱلۡبَنَاتِ عَلَى ٱلۡبَنِینَ
estefa el-benat aley El-be-ni-ne
(Allah) kızları oğullara tercih mi etmiş?
- 154 مَا لَكُمۡ كَیۡفَ تَحۡكُمُونَ
ma lekum keyfe tahkumun
Size ne oldu? Nasıl hükmediyorsunuz?
- 155 أَفَلَا تَذَكَّرُونَ
a-fa-laa tezekkerune
Hiç düşünmüyor musunuz?
- 156 أَمۡ لَكُمۡ سُلۡطَـٰنࣱ مُّبِینࣱ
em lekum sultan mübin
Yoksa sizin için açık bir delil mi var?
- 157 فَأۡتُوا۟ بِكِتَـٰبِكُمۡ إِن كُنتُمۡ صَـٰدِقِینَ
fâtu Beketabikum in Sadikıyna
O halde, eğer doğru söylüyorsanız getirin kitabınızı.
- 158 وَجَعَلُوا۟ بَیۡنَهُۥ وَبَیۡنَ ٱلۡجِنَّةِ نَسَبࣰاۚ وَلَقَدۡ عَلِمَتِ ٱلۡجِنَّةُ إِنَّهُمۡ لَمُحۡضَرُونَ
veca'lu beynehu vebeyna cennet neseben Ve-lakd alimeti El-cinne İnnehüm lamuhdurun
Onlar, Allah ile cinler arasında bir neseb (hısımlık bağı) uydurdular. Oysa andolsun cinler bilirler ki, o yalancılar mutlaka cehenneme götürüleceklerdir.
- 159 سُبۡحَـٰنَ ٱللَّهِ عَمَّا یَصِفُونَ
Sübhan Allah amma yasifun
Allah, onların yakıştırdıkları vasıflardan münezzeh ve yücedir.
- 160 إِلَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلۡمُخۡلَصِینَ
illa ibada Allah El-muhlasin
Fakat Allah'ın ihlas ile seçilen kulları başka (onlar, Allah'ı böyle şirk ile vasıflamazlar).
- 161 فَإِنَّكُمۡ وَمَا تَعۡبُدُونَ
Fe innaküm vama ta'budun
Çünkü siz ve taptıklarınız, kendiliğinden cehenneme saldıran kimseden başkasını, Allah'a karşı kandırıp, saptıramazsınız.
- 162 مَاۤ أَنتُمۡ عَلَیۡهِ بِفَـٰتِنِینَ
entum aleyhi Befatinina
Çünkü siz ve taptıklarınız, kendiliğinden cehenneme saldıran kimseden başkasını, Allah'a karşı kandırıp, saptıramazsınız.
- 163 إِلَّا مَنۡ هُوَ صَالِ ٱلۡجَحِیمِ
illa hu sal El-cehim
Çünkü siz ve taptıklarınız, kendiliğinden cehenneme saldıran kimseden başkasını, Allah'a karşı kandırıp, saptıramazsınız.
- 164 وَمَا مِنَّاۤ إِلَّا لَهُۥ مَقَامࣱ مَّعۡلُومࣱ
vama illa makam
(Melekler): "Bizden her birimizin belli bir makamı vardır. Biziz o saf saf dizilenler, biziz! Biziz o tesbih edenler, biziz!" derler.
- 165 وَإِنَّا لَنَحۡنُ ٱلصَّاۤفُّونَ
ve-inna Lanehn As-saffun
(Melekler): "Bizden her birimizin belli bir makamı vardır. Biziz o saf saf dizilenler, biziz! Biziz o tesbih edenler, biziz!" derler.
- 166 وَإِنَّا لَنَحۡنُ ٱلۡمُسَبِّحُونَ
ve-inna Lanehn El-müsebbihune
(Melekler): "Bizden her birimizin belli bir makamı vardır. Biziz o saf saf dizilenler, biziz! Biziz o tesbih edenler, biziz!" derler.
- 167 وَإِن كَانُوا۟ لَیَقُولُونَ
Ve-in kanu leykulaun
(Müşrikler) şöyle diyorlardı: "Eğer yanımızda önceki (ümmet)lerden bir kitap olsaydı, elbette biz de Allah'ın ihlas ile seçilmiş kullarından olurduk."
- 168 لَوۡ أَنَّ عِندَنَا ذِكۡرࣰا مِّنَ ٱلۡأَوَّلِینَ
Lâv enna indana Zikra min El-evvelin
(Müşrikler) şöyle diyorlardı: "Eğer yanımızda önceki (ümmet)lerden bir kitap olsaydı, elbette biz de Allah'ın ihlas ile seçilmiş kullarından olurduk."
- 169 لَكُنَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلۡمُخۡلَصِینَ
lekunna ibada Allah El-muhlasin
(Müşrikler) şöyle diyorlardı: "Eğer yanımızda önceki (ümmet)lerden bir kitap olsaydı, elbette biz de Allah'ın ihlas ile seçilmiş kullarından olurduk."
- 170 فَكَفَرُوا۟ بِهِۦۖ فَسَوۡفَ یَعۡلَمُونَ
fakafaru fesof ya'lemune
Fakat şimdi onu inkâr ettiler. Ama ilerde bileceklerdir.
- 171 وَلَقَدۡ سَبَقَتۡ كَلِمَتُنَا لِعِبَادِنَا ٱلۡمُرۡسَلِینَ
Ve-lakd sebekat Kelimetuna li'ibâdenâ El-murselîn
Andolsun ki peygamberlikle gönderilen kullarımız hakkında şu sözümüz geçmiştir: "Onlar var ya, elbette onlar muzaffer olacaklardır ve elbette bizim ordularımız mutlaka galip geleceklerdir."
- 172 إِنَّهُمۡ لَهُمُ ٱلۡمَنصُورُونَ
İnnehüm lehüm El-Mensurun
Andolsun ki peygamberlikle gönderilen kullarımız hakkında şu sözümüz geçmiştir: "Onlar var ya, elbette onlar muzaffer olacaklardır ve elbette bizim ordularımız mutlaka galip geleceklerdir."
- 173 وَإِنَّ جُندَنَا لَهُمُ ٱلۡغَـٰلِبُونَ
ve inna Cundena lehüm El-Gâlibûn
Andolsun ki peygamberlikle gönderilen kullarımız hakkında şu sözümüz geçmiştir: "Onlar var ya, elbette onlar muzaffer olacaklardır ve elbette bizim ordularımız mutlaka galip geleceklerdir."
- 174 فَتَوَلَّ عَنۡهُمۡ حَتَّىٰ حِینࣲ
fetevelle anhüm hatta
Onun için sen, bir süreye kadar onlardan yüz çevir.
- 175 وَأَبۡصِرۡهُمۡ فَسَوۡفَ یُبۡصِرُونَ
ve onları gör fesof yubsiruna
Onlara (inecek azabı) gözetle. Yakında onlar da göreceklerdir.
- 176 أَفَبِعَذَابِنَا یَسۡتَعۡجِلُونَ
Af biazabine yesta'cilune
Ya şimdi onlar, bizim azabımıza uğramakta acele mi ediyorlar?
- 177 فَإِذَا نَزَلَ بِسَاحَتِهِمۡ فَسَاۤءَ صَبَاحُ ٱلۡمُنذَرِینَ
feiza nezale bessahetihim Fesaa sabah El-münzirîne
Fakat (azabımız) onların sahasına indiği zaman, (o acı sonuçla) uyarılanların sabahı ne kötüdür!
- 178 وَتَوَلَّ عَنۡهُمۡ حَتَّىٰ حِینࣲ
vetevelle anhüm hatta
Yine sen, bir süreye kadar onlardan yüz çevir.
- 179 وَأَبۡصِرۡ فَسَوۡفَ یُبۡصِرُونَ
ebsir fesof yubsiruna
(İnecek azabı) gözetle! Yakında onlar da göreceklerdir.
- 180 سُبۡحَـٰنَ رَبِّكَ رَبِّ ٱلۡعِزَّةِ عَمَّا یَصِفُونَ
Sübhan Rabbi-k Rabbi El-izeti amma yasifun
Senin güç ve kuvvet sahibi Rabbin, onların yakıştırdıkları vasıflardan münezzeh ve yücedir.
- 181 وَسَلَـٰمٌ عَلَى ٱلۡمُرۡسَلِینَ
veselamün aley El-murselîn
Gönderilen bütün peygamberlere selam olsun.
- 182 وَٱلۡحَمۡدُ لِلَّهِ رَبِّ ٱلۡعَـٰلَمِینَ
Velhamdu Lillahi Rabbi El-alemin
Hamd, âlemlerin Rabbi Allah'a mahsustur.
This surah in other languages
- বাংলা আস-সাফফাত
- Bosanski Es-Saffat
- Нохчийн Ас-Саффат
- Deutsch As-Saffat
- English As-Saaffaat
- Español As-Saffat
- فارسی صافات
- Français As-Sâffât
- Hausa As-Sāfāt
- עברית אל-צאפאת
- हिन्दी अस-साफ़्फ़ात
- Bahasa Indonesia As-Saaffat
- 日本語 アッサーフィッ
- 한국어 아스-사피트
- کوردی الصافات
- Bahasa Melayu As-Saaffaat
- Nederlands As-Saaffaat
- پنجابی الصّافّات
- ਪੰਜਾਬੀ ਅਸ-ਸਾਫ਼ਾਤ
- پښتو الصافات
- Português As-Saffat
- Русский Ас-Саффат
- Soomaaliga As-Saaffaat
- Shqip Es-Safat
- Kiswahili As-Safwat
- தமிழ் அஸ்-ஸாஃபாத்
- ไทย อัส-ซาฟฟาต
- Türkçe Saffat
- اردو الصافات
- Oʻzbek As-Sofaat
- 中文 萨法特