Goddestination

As-Saaffaat

Saffat

Saf Tutanlar

182 ayahsMeccanTürkçe

Publishes on

This video is not public yet. It publishes on 2026-11-24 20:30 UTC.

Subscribe

بِسۡمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحۡمَـٰنِ ٱلرَّحِیمِ

Bismi Allah Er-Rahman Er-Rahim

  1. 1 وَٱلصَّـٰۤفَّـٰتِ صَفࣰّا

    Vel saffati saffan

    Andolsun o saf bağlayıp duranlara.

  2. 2 فَٱلزَّ ٰ⁠جِرَ ٰ⁠تِ زَجۡرࣰا

    Falza iman Cerah iman te zar

    O haykırıp da sürenlere.

  3. 3 فَٱلتَّـٰلِیَـٰتِ ذِكۡرًا

    Faltaliyati zikra

    Ve o yolda zikir okuyanlara.

  4. 4 إِنَّ إِلَـٰهَكُمۡ لَوَ ٰ⁠حِدࣱ

    İnne ilâhekum lava iman hed

    Ki sizin ilâhınız birdir.

  5. 5 رَّبُّ ٱلسَّمَـٰوَ ٰ⁠تِ وَٱلۡأَرۡضِ وَمَا بَیۡنَهُمَا وَرَبُّ ٱلۡمَشَـٰرِقِ

    Rabb Es-semaua iman te Vel ardi vama beynehuma Ve rabbu El-Meşariki

    O, göklerin, yerin ve aralarındakilerin Rabbidir, bütün doğuların da Rabbidir.

  6. 6 إِنَّا زَیَّنَّا ٱلسَّمَاۤءَ ٱلدُّنۡیَا بِزِینَةٍ ٱلۡكَوَاكِبِ

    zeyna Es-sema Dünya Bezine El-kevakib

    Gerçekten biz dünya göğünü (o yakın göğü) bir zinetle, yıldızlarla süsledik.

  7. 7 وَحِفۡظࣰا مِّن كُلِّ شَیۡطَـٰنࣲ مَّارِدࣲ

    min küllî Şeytan Mārid

    Onu her inatçı şeytandan koruduk.

  8. 8 لَّا یَسَّمَّعُونَ إِلَى ٱلۡمَلَإِ ٱلۡأَعۡلَىٰ وَیُقۡذَفُونَ مِن كُلِّ جَانِبࣲ

    la yessam'un ila El malei El A'la Va yukzafun min küllî canib

    Onlar yüksek (melekler) topluluğunu dinleyemezler. Her taraftan kovulup atılırlar.

  9. 9 دُحُورࣰاۖ وَلَهُمۡ عَذَابࣱ وَاصِبٌ

    duhuran velehüm azap vasibun

    Uzaklaştırılırlar. Onlara ardı arkası kesilmez bir azab vardır.

  10. 10 إِلَّا مَنۡ خَطِفَ ٱلۡخَطۡفَةَ فَأَتۡبَعَهُۥ شِهَابࣱ ثَاقِبࣱ

    illa hatif El-hafta fa'atba'ahu Şihab sakıb

    Ancak kulak hırsızlığı yapanlar olur. Onu da yakıcı bir alev takip eder.

  11. 11 فَٱسۡتَفۡتِهِمۡ أَهُمۡ أَشَدُّ خَلۡقًا أَم مَّنۡ خَلَقۡنَاۤۚ إِنَّا خَلَقۡنَـٰهُم مِّن طِینࣲ لَّازِبِۭ

    Festeftihim ahum eşeddu halkan min Tin Lazibi

    Şimdi onlara sor: "Yaradılışça kendileri mi daha çetin, yoksa bizim yarattıklarımız mı?" Gerçekten biz onları cıvık bir çamurdan yarattık.

  12. 12 بَلۡ عَجِبۡتَ وَیَسۡخَرُونَ

    acibta veyeshharun

    Fakat sen onlara şaşıyorsun, ama onlar (seninle) eğleniyorlar.

  13. 13 وَإِذَا ذُكِّرُوا۟ لَا یَذۡكُرُونَ

    ve iza zukkiru yezkurûn

    Kendilerine hatırlatıldığında da düşünmüyorlar.

  14. 14 وَإِذَا رَأَوۡا۟ ءَایَةࣰ یَسۡتَسۡخِرُونَ

    ve iza raa Ayet yesteshirune

    Bir mucize gördükleri zaman da eğlenceye alıyorlar.

  15. 15 وَقَالُوۤا۟ إِنۡ هَـٰذَاۤ إِلَّا سِحۡرࣱ مُّبِینٌ

    illa seh-r mubin

    Ve diyorlar ki: "Bu apaçık büyüden başka bir şey değildir."

  16. 16 أَءِذَا مِتۡنَا وَكُنَّا تُرَابࣰا وَعِظَـٰمًا أَءِنَّا لَمَبۡعُوثُونَ

    a-iza Metna va kunna turaben Vaizama A inna lembeusun

    "Öldüğümüz ve bir toprakla bir yığın kemik olduğumuz zaman mı biz tekrar dirilecekmişiz?"

  17. 17 أَوَءَابَاۤؤُنَا ٱلۡأَوَّلُونَ

    Evebauna El-evvelun

    "Önceki atalarımız da mı?.."

  18. 18 قُلۡ نَعَمۡ وَأَنتُمۡ دَ ٰ⁠خِرُونَ

    kul naam ve-entum da iman Herun

    De ki: "Evet, hem de sizler çok aşağılanmış olarak (dirileceksiniz)."

  19. 19 فَإِنَّمَا هِیَ زَجۡرَةࣱ وَ ٰ⁠حِدَةࣱ فَإِذَا هُمۡ یَنظُرُونَ

    Fe innema heya zecrah ve iman heda feiza hım yenzurune

    Çünkü O (sura üfürmek) zorlu bir kumandadan ibarettir ki, derhal onların gözleri açılıverir.

  20. 20 وَقَالُوا۟ یَـٰوَیۡلَنَا هَـٰذَا یَوۡمُ ٱلدِّینِ

    ve kalu haza yevm ed-Din

    "Eyvah bizlere! İşte bu hesap günüdür." derler.

  21. 21 هَـٰذَا یَوۡمُ ٱلۡفَصۡلِ ٱلَّذِی كُنتُم بِهِۦ تُكَذِّبُونَ

    haza yevm El-Faslî ellezî kuntum behi tukezzibun

    (Onlara): "İşte bu, sizin yalanlamakta olduğunuz (iyi ve kötüyü) ayırt etme günüdür" denir.

  22. 22 ۞ ٱحۡشُرُوا۟ ٱلَّذِینَ ظَلَمُوا۟ وَأَزۡوَ ٰ⁠جَهُمۡ وَمَا كَانُوا۟ یَعۡبُدُونَ

    ahşuru Ellezine zalamu Vezua iman Cehum vama kanu ya'budune

    Toplayın mahşere o zulmedenleri, eşlerini ve Allah'tan başka taptıkları şeyleri. Toplayın da götürün onları sırata (cehennem köprüsüne) doğru.

  23. 23 مِن دُونِ ٱللَّهِ فَٱهۡدُوهُمۡ إِلَىٰ صِرَ ٰ⁠طِ ٱلۡجَحِیمِ

    min düne Allah fahduhum ila sıra iman te El-cehim

    Toplayın mahşere o zulmedenleri, eşlerini ve Allah'tan başka taptıkları şeyleri. Toplayın da götürün onları sırata (cehennem köprüsüne) doğru.

  24. 24 وَقِفُوهُمۡۖ إِنَّهُم مَّسۡـُٔولُونَ

    Vakıfuhum mesulun

    Ve durdurun onları, çünkü sorguya çekilecekler.

  25. 25 مَا لَكُمۡ لَا تَنَاصَرُونَ

    ma lekum tenasaruna

    (Onlara): "Ne oldu sizlere de yardımlaşmıyorsunuz?" (denilir.)

  26. 26 بَلۡ هُمُ ٱلۡیَوۡمَ مُسۡتَسۡلِمُونَ

    hım El-yevme müsteslimun

    Hayır, bugün onlar teslim olmuşlardır.

  27. 27 وَأَقۡبَلَ بَعۡضُهُمۡ عَلَىٰ بَعۡضࣲ یَتَسَاۤءَلُونَ

    yaklaştı ba'sum Ala bas yetesaelune

    Onlar, birbirine dönmüş soruşuyorlar.

  28. 28 قَالُوۤا۟ إِنَّكُمۡ كُنتُمۡ تَأۡتُونَنَا عَنِ ٱلۡیَمِینِ

    Kalu ta'tunana ane El-Yemîn

    Onlar: "Siz bize (uğurlu görünerek) sağdan gelir dururdunuz" derler.

  29. 29 قَالُوا۟ بَل لَّمۡ تَكُونُوا۟ مُؤۡمِنِینَ

    bal Lem te kovnua müminin

    (İleri gelenler de) derler ki: "Hayır, siz inanmamıştınız."

  30. 30 وَمَا كَانَ لَنَا عَلَیۡكُم مِّن سُلۡطَـٰنِۭۖ بَلۡ كُنتُمۡ قَوۡمࣰا طَـٰغِینَ

    vama kana lana min Sultan kavmen Tagina

    "Bizim de size karşı bir gücümüz yoktu. Fakat siz azmış bir kavimdiniz."

  31. 31 فَحَقَّ عَلَیۡنَا قَوۡلُ رَبِّنَاۤۖ إِنَّا لَذَاۤىِٕقُونَ

    fahak aleyna kavl Lezaiukun

    "Onun için üzerimize Rabbimizin azab sözü hak oldu. Şüphesiz azabımızı tadacağız."

  32. 32 فَأَغۡوَیۡنَـٰكُمۡ إِنَّا كُنَّا غَـٰوِینَ

    Fağvaynaküm kunna Gavina

    "Evet biz, sizi kışkırttık. Çünkü biz azgındık."

  33. 33 فَإِنَّهُمۡ یَوۡمَىِٕذࣲ فِی ٱلۡعَذَابِ مُشۡتَرِكُونَ

    Fe-in-ne-hüm yevmaizin fey El-azabi muşterikuna

    O halde hepsi o gün azabda ortaktırlar.

  34. 34 إِنَّا كَذَ ٰ⁠لِكَ نَفۡعَلُ بِٱلۡمُجۡرِمِینَ

    kaza iman leka naf'alu Bil-mücrimîn

    İşte biz günahkarlara böyle yaparız.

  35. 35 إِنَّهُمۡ كَانُوۤا۟ إِذَا قِیلَ لَهُمۡ لَاۤ إِلَـٰهَ إِلَّا ٱللَّهُ یَسۡتَكۡبِرُونَ

    İnnehüm iza Kıla lehüm La İlah illa Allah yestakbirune

    Çünkü onlar, kendilerine: "Allah'tan başka ilâh yoktur" denildiği zaman kafa tutuyorlardı.

  36. 36 وَیَقُولُونَ أَىِٕنَّا لَتَارِكُوۤا۟ ءَالِهَتِنَا لِشَاعِرࣲ مَّجۡنُونِۭ

    Veyakulune A inna Letaariku alihetina Leşair mecnun

    Ve: "Biz, hiçbir mecnun (deli) şair için ilâhlarımızı bırakır mıyız?" diyorlardı.

  37. 37 بَلۡ جَاۤءَ بِٱلۡحَقِّ وَصَدَّقَ ٱلۡمُرۡسَلِینَ

    caa bil-hakki va saddeka El-murselîn

    Hayır o, hak ile geldi ve bütün peygamberleri tasdik etti.

  38. 38 إِنَّكُمۡ لَذَاۤىِٕقُوا۟ ٱلۡعَذَابِ ٱلۡأَلِیمِ

    Lezaiiku El-azabi El-Alîm

    Elbette siz o acı azabı tadacaksınız.

  39. 39 وَمَا تُجۡزَوۡنَ إِلَّا مَا كُنتُمۡ تَعۡمَلُونَ

    vama tuc-von illa ma ta'malun

    Bununla beraber başka değil, hep yaptığınız amellerinizle cezalandırılacaksınız.

  40. 40 إِلَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلۡمُخۡلَصِینَ

    illa ibada Allah El-muhlasin

    Sadece Allah'ın ihlaslı kulları müstesnadır.

  41. 41 أُو۟لَـٰۤىِٕكَ لَهُمۡ رِزۡقࣱ مَّعۡلُومࣱ

    ulaike lehüm rizk

    İşte onlar için belli bir rızık vardır.

  42. 42 فَوَ ٰ⁠كِهُ وَهُم مُّكۡرَمُونَ

    fava iman kehu mükramun

    Meyveler (vardır), Naîm cennetlerinde onlara hep ikram edilir.

  43. 43 فِی جَنَّـٰتِ ٱلنَّعِیمِ

    fey Cennet En-Naim

    Meyveler (vardır), Naîm cennetlerinde onlara hep ikram edilir.

  44. 44 عَلَىٰ سُرُرࣲ مُّتَقَـٰبِلِینَ

    Ala mütekaabilina

    (Onlar) Karşılıklı tahtlar üzerindedirler.

  45. 45 یُطَافُ عَلَیۡهِم بِكَأۡسࣲ مِّن مَّعِینِۭ

    yutafu bekas min Maini

    İçenlere lezzet veren, pınardan doldurulmuş bembeyaz bir kadehle onların etrafında dolaşılır.

  46. 46 بَیۡضَاۤءَ لَذَّةࣲ لِّلشَّـٰرِبِینَ

    beyza lezzet Lil-şaribin

    İçenlere lezzet veren, pınardan doldurulmuş bembeyaz bir kadehle onların etrafında dolaşılır.

  47. 47 لَا فِیهَا غَوۡلࣱ وَلَا هُمۡ عَنۡهَا یُنزَفُونَ

    fiha ğavul hım anha yünzafuon

    Onda ne bir zararlı sonuç vardır, ne de sarhoşluk verir.

  48. 48 وَعِندَهُمۡ قَـٰصِرَ ٰ⁠تُ ٱلطَّرۡفِ عِینࣱ

    va indahum kasır iman t El-Tarfi ayn

    Yanlarında iri gözlü, bakışlarını kocalarından başkalarına çevirmeyen hanımlar vardır.

  49. 49 كَأَنَّهُنَّ بَیۡضࣱ مَّكۡنُونࣱ

    ke'ennehünne beyz

    Sanki onlar örtülüp saklanmış yumurta gibidirler.

  50. 50 فَأَقۡبَلَ بَعۡضُهُمۡ عَلَىٰ بَعۡضࣲ یَتَسَاۤءَلُونَ

    fakbele ba'sum Ala bas yetesaelune

    Derken birbirine dönüp sorarlar:

  51. 51 قَالَ قَاۤىِٕلࣱ مِّنۡهُمۡ إِنِّی كَانَ لِی قَرِینࣱ

    kale Kail minhum İnni kana Ley Karin

    İçlerinden bir sözcü der ki: "Gerçekten benim bir arkadaşım vardı."

  52. 52 یَقُولُ أَءِنَّكَ لَمِنَ ٱلۡمُصَدِّقِینَ

    yakulu a innak Lameno El-Musaddikīn

    Derdi ki: "Sen gerçekten inananlardan mısın?"

  53. 53 أَءِذَا مِتۡنَا وَكُنَّا تُرَابࣰا وَعِظَـٰمًا أَءِنَّا لَمَدِینُونَ

    a-iza Metna va kunna turaben Vaizama A inna Lamedinun

    "Öldüğümüz ve bir toprakla bir yığın kemik olduğumuz zaman biz hakikaten cezalanacak mıyız?"

  54. 54 قَالَ هَلۡ أَنتُم مُّطَّلِعُونَ

    kale hel muttaliuna

    "Siz onu tanır mısınız?" der.

  55. 55 فَٱطَّلَعَ فَرَءَاهُ فِی سَوَاۤءِ ٱلۡجَحِیمِ

    fatalla'a fereahu fey seva El-cehim

    Derken bakınır ve onu cehennemin ta ortasında görür.

  56. 56 قَالَ تَٱللَّهِ إِن كِدتَّ لَتُرۡدِینِ

    kale Tallahi in kedta leturdini

    Ona şöyle der: "Allah'a yemin ederim ki, doğrusu sen az daha beni helak edecektin."

  57. 57 وَلَوۡلَا نِعۡمَةُ رَبِّی لَكُنتُ مِنَ ٱلۡمُحۡضَرِینَ

    Nimet lakuntu mina El-muhazarin

    "Rabbimin nimeti olmasaydı, ben de bu tutuklananlardan olacaktım."

  58. 58 أَفَمَا نَحۡنُ بِمَیِّتِینَ

    afama nahnu Bimeyyitina

    "Nasılmış bak. Biz ilk ölümümüzden başka bir daha ölmeyecek miymişiz? Biz azaba uğratılmayacak mıymışız?

  59. 59 إِلَّا مَوۡتَتَنَا ٱلۡأُولَىٰ وَمَا نَحۡنُ بِمُعَذَّبِینَ

    illa mevtetena El-ula vama nahnu bimuazzebine

    "Nasılmış bak. Biz ilk ölümümüzden başka bir daha ölmeyecek miymişiz? Biz azaba uğratılmayacak mıymışız?

  60. 60 إِنَّ هَـٰذَا لَهُوَ ٱلۡفَوۡزُ ٱلۡعَظِیمُ

    İnne haza lehüve El-fevzu El-Azim

    İşte bu büyük kurtuluştur.

  61. 61 لِمِثۡلِ هَـٰذَا فَلۡیَعۡمَلِ ٱلۡعَـٰمِلُونَ

    lemetil haza felyemel El-amilune

    Çalışanlar işte böyle bir kurtuluş için çalışsınlar.

  62. 62 أَذَ ٰ⁠لِكَ خَیۡرࣱ نُّزُلًا أَمۡ شَجَرَةُ ٱلزَّقُّومِ

    eza iman leka hayr nuzulan em şecere Zakkum

    Nasıl, bu mu daha hayırlı konukluk için, yoksa zakkum ağacı mı?

  63. 63 إِنَّا جَعَلۡنَـٰهَا فِتۡنَةࣰ لِّلظَّـٰلِمِینَ

    Caalnaha fitne Lil-ez-zalimin

    Gerçekten biz onu zalimler için bir fitne (imtihan) yaptık.

  64. 64 إِنَّهَا شَجَرَةࣱ تَخۡرُجُ فِیۤ أَصۡلِ ٱلۡجَحِیمِ

    İnneha şecere tahruc Asli El-cehim

    O bir ağaçtır ki cehennemin dibinde çıkar.

  65. 65 طَلۡعُهَا كَأَنَّهُۥ رُءُوسُ ٱلشَّیَـٰطِینِ

    taluha ke'enne-hu ruus Eş-şeyatin

    Tomurcukları şeytanların başları gibidir.

  66. 66 فَإِنَّهُمۡ لَـَٔاكِلُونَ مِنۡهَا فَمَالِـُٔونَ مِنۡهَا ٱلۡبُطُونَ

    Fe-in-ne-hüm leakilune minha Femaliun minha el-butun

    Mutlaka onlar, ondan yiyecekler de karınlarını bundan dolduracaklardır.

  67. 67 ثُمَّ إِنَّ لَهُمۡ عَلَیۡهَا لَشَوۡبࣰا مِّنۡ حَمِیمࣲ

    summe İnne lehüm aleyha Laşovban

    Sonra üzerine onlar için kaynar bir içecek vardır.

  68. 68 ثُمَّ إِنَّ مَرۡجِعَهُمۡ لَإِلَى ٱلۡجَحِیمِ

    summe İnne merci'ehum lelei El-cehim

    Sonra da dönecekleri yer, şüphesiz cehennemdir.

  69. 69 إِنَّهُمۡ أَلۡفَوۡا۟ ءَابَاۤءَهُمۡ ضَاۤلِّینَ

    İnnehüm El-fev abaaahum dallin

    Çünkü onlar, atalarını sapıklıkta buldular.

  70. 70 فَهُمۡ عَلَىٰۤ ءَاثَـٰرِهِمۡ یُهۡرَعُونَ

    yehraun

    Şimdi de kendileri onların izlerinde koşturuyorlar.

  71. 71 وَلَقَدۡ ضَلَّ قَبۡلَهُمۡ أَكۡثَرُ ٱلۡأَوَّلِینَ

    Ve-lakd dalla kıblehüm ekser El-evvelin

    Andolsun ki, onlardan öncekilerin çoğu sapıklıkta idiler.

  72. 72 وَلَقَدۡ أَرۡسَلۡنَا فِیهِم مُّنذِرِینَ

    Ve-lakd munzirin

    Gerçekten biz onlara içlerinden uyarıcı peygamberler de gönderdik.

  73. 73 فَٱنظُرۡ كَیۡفَ كَانَ عَـٰقِبَةُ ٱلۡمُنذَرِینَ

    fanzur keyfe kana akibe El-münzirîne

    Sonra da bak o uyarılanların sonu nasıl oldu?

  74. 74 إِلَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلۡمُخۡلَصِینَ

    illa ibada Allah El-muhlasin

    Ancak Allah'ın ihlas ile seçilen kulları başka.

  75. 75 وَلَقَدۡ نَادَىٰنَا نُوحࣱ فَلَنِعۡمَ ٱلۡمُجِیبُونَ

    Ve-lakd nadiyana Nuh Felani'ma El-mucibun

    Andolsun ki Nuh bize seslenip dua etmişti de biz de ne güzel kabul etmiştik.

  76. 76 وَنَجَّیۡنَـٰهُ وَأَهۡلَهُۥ مِنَ ٱلۡكَرۡبِ ٱلۡعَظِیمِ

    Venecceynâhu va ehlehü mina El-kerbi El-Azim

    Biz hem onu, hem ailesini o büyük sıkıntıdan kurtardık.

  77. 77 وَجَعَلۡنَا ذُرِّیَّتَهُۥ هُمُ ٱلۡبَاقِینَ

    Vecealna Zürriyyetihu hım El-Bakıyn

    Hem onun neslini bâki kalanlar kıldık.

  78. 78 وَتَرَكۡنَا عَلَیۡهِ فِی ٱلۡـَٔاخِرِینَ

    ve terakna aleyhi fey El-âhirîn

    Hem de sonradan gelenler içinde güzel bir namını bıraktık.

  79. 79 سَلَـٰمٌ عَلَىٰ نُوحࣲ فِی ٱلۡعَـٰلَمِینَ

    selam Ala fey El-alemin

    Bütün âlemler içinde Nuh'a selam olsun.

  80. 80 إِنَّا كَذَ ٰ⁠لِكَ نَجۡزِی ٱلۡمُحۡسِنِینَ

    kaza iman leka neczi El-muhsinin

    İşte biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız.

  81. 81 إِنَّهُۥ مِنۡ عِبَادِنَا ٱلۡمُؤۡمِنِینَ

    İnnehu ibadina El-mü'minin

    Çünkü o bizim mümin kullarımızdandı.

  82. 82 ثُمَّ أَغۡرَقۡنَا ٱلۡـَٔاخَرِینَ

    summe Ağrakna El-âhirîn

    Sonra diğerlerini suda boğduk.

  83. 83 ۞ وَإِنَّ مِن شِیعَتِهِۦ لَإِبۡرَ ٰ⁠هِیمَ

    ve inna min Şii Libra iman heyma

    Şüphesiz ki İbrahim de onun kolundandı.

  84. 84 إِذۡ جَاۤءَ رَبَّهُۥ بِقَلۡبࣲ سَلِیمٍ

    iz caa Rabbehu bekalb Selim

    Çünkü o, Rabbine tertemiz bir kalb ile gelmişti.

  85. 85 إِذۡ قَالَ لِأَبِیهِ وَقَوۡمِهِۦ مَاذَا تَعۡبُدُونَ

    iz kale leabihih ta'budun

    O babasına ve kavmine şöyle demişti: "Siz nelere tapıyorsunuz?"

  86. 86 أَىِٕفۡكًا ءَالِهَةࣰ دُونَ ٱللَّهِ تُرِیدُونَ

    Ayıfkan âlihe dunan Allah tureydun

    "Yalancılık etmek için mi Allah'tan başka ilâhlar istiyorsunuz?"

  87. 87 فَمَا ظَنُّكُم بِرَبِّ ٱلۡعَـٰلَمِینَ

    fama zannukum berabbi El-alemin

    "Siz âlemlerin Rabbini ne zannediyorsunuz?"

  88. 88 فَنَظَرَ نَظۡرَةࣰ فِی ٱلنُّجُومِ

    fenazara nazra fey En-nucum

    Derken yıldızlara bir baktı da: "Ben gerçekten hastayım" dedi.

  89. 89 فَقَالَ إِنِّی سَقِیمࣱ

    fakala İnni Sakim

    Derken yıldızlara bir baktı da: "Ben gerçekten hastayım" dedi.

  90. 90 فَتَوَلَّوۡا۟ عَنۡهُ مُدۡبِرِینَ

    fetevelleve anhu mudbirina

    O zaman arkalarını dönerek başından kaçışıverdiler.

  91. 91 فَرَاغَ إِلَىٰۤ ءَالِهَتِهِمۡ فَقَالَ أَلَا تَأۡكُلُونَ

    faraga alihatihim fakala ta'kulun

    Derken bir kurnazlıkla onların ilâhlarına vardı da, "Buyursanıza, yemez misiniz?" dedi.

  92. 92 مَا لَكُمۡ لَا تَنطِقُونَ

    ma lekum tantikuna

    (Cevap vermediklerini görünce de): "Neyiniz var da konuşmuyorsunuz?" (dedi).

  93. 93 فَرَاغَ عَلَیۡهِمۡ ضَرۡبَۢا بِٱلۡیَمِینِ

    faraga aleyhim darben Bilyamin

    Nihayet bir yolunu bulup onlara kuvvetli bir darbe indirdi.

  94. 94 فَأَقۡبَلُوۤا۟ إِلَیۡهِ یَزِفُّونَ

    fakbelu ileyhi yazeffune

    Bunun üzerine birbirlerine girerek ona yürüdüler.

  95. 95 قَالَ أَتَعۡبُدُونَ مَا تَنۡحِتُونَ

    kale a ta'budun ma Tenhi tuna

    İbrahim dedi ki: "A, siz kendi yonttuğunuz şeylere mi tapıyorsunuz?"

  96. 96 وَٱللَّهُ خَلَقَكُمۡ وَمَا تَعۡمَلُونَ

    Vallahu Hâlakaküm vama ta'malun

    "Halbuki sizi de yaptıklarınızı da Allah yaratmıştır."

  97. 97 قَالُوا۟ ٱبۡنُوا۟ لَهُۥ بُنۡیَـٰنࣰا فَأَلۡقُوهُ فِی ٱلۡجَحِیمِ

    ibnu bünyan falkuhu fey El-cehim

    Onlar: "Haydin onun için bir yapı yapın da onu ateşe atın." dediler.

  98. 98 فَأَرَادُوا۟ بِهِۦ كَیۡدࣰا فَجَعَلۡنَـٰهُمُ ٱلۡأَسۡفَلِینَ

    fearaduu behi keyda Fa-ca-lna-hum El-esfelîn

    Böylece ona bir tuzak kurmak istediler. Biz de kendilerini daha alçak düşürdük.

  99. 99 وَقَالَ إِنِّی ذَاهِبٌ إِلَىٰ رَبِّی سَیَهۡدِینِ

    ve kala İnni zahibun ila Seyyadin

    Bir de dedi ki: "Ben Rabbime gidiyorum, o bana yolunu gösterir."

  100. 100 رَبِّ هَبۡ لِی مِنَ ٱلصَّـٰلِحِینَ

    Rabbi hab Ley mina Es-salihin

    "Ey Rabbim! Bana salihlerden (bir oğul) ihsan et!"

  101. 101 فَبَشَّرۡنَـٰهُ بِغُلَـٰمٍ حَلِیمࣲ

    Febeşşernahu Beğulam halim

    Biz de kendisine yumuşak huylu bir oğul müjdeledik.

  102. 102 فَلَمَّا بَلَغَ مَعَهُ ٱلسَّعۡیَ قَالَ یَـٰبُنَیَّ إِنِّیۤ أَرَىٰ فِی ٱلۡمَنَامِ أَنِّیۤ أَذۡبَحُكَ فَٱنظُرۡ مَاذَا تَرَىٰۚ قَالَ یَـٰۤأَبَتِ ٱفۡعَلۡ مَا تُؤۡمَرُۖ سَتَجِدُنِیۤ إِن شَاۤءَ ٱللَّهُ مِنَ ٱلصَّـٰبِرِینَ

    felemma balağa Es-sey'a kale Ya buneyye Ara fey El-menami ezbahuk fanzur kale Ya Abati af'al ma tumar satajiduni in şaa Allah mina Es-sabirin

    Oğlu, yanında koşacak çağa gelince: "Ey oğlum! Ben seni rüyamda boğazladığımı görüyorum. Artık bak, ne düşünürsün?" dedi. Çocuk da: "Babacığım sana ne emrediliyorsa yap, inşaallah beni sabredenlerden bulacaksın" dedi.

  103. 103 فَلَمَّاۤ أَسۡلَمَا وَتَلَّهُۥ لِلۡجَبِینِ

    eslema Vetalluhu lil-cebiyn

    Ne zaman ki ikisi de bu şekilde Allah'a teslim oldular, İbrahim oğlunu şakağı üzerine yatırdı.

  104. 104 وَنَـٰدَیۡنَـٰهُ أَن یَـٰۤإِبۡرَ ٰ⁠هِیمُ

    Venadaynehu en Yā İbrā iman heymu

    Biz de ona şöyle seslendik: "Ey İbrahim! "

  105. 105 قَدۡ صَدَّقۡتَ ٱلرُّءۡیَاۤۚ إِنَّا كَذَ ٰ⁠لِكَ نَجۡزِی ٱلۡمُحۡسِنِینَ

    Kad saddakta kaza iman leka neczi El-muhsinin

    "Rüyana gerçekten sadakat gösterdin, şüphesiz ki, biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız."

  106. 106 إِنَّ هَـٰذَا لَهُوَ ٱلۡبَلَـٰۤؤُا۟ ٱلۡمُبِینُ

    İnne haza lehüve El-bela El-Mubinu

    "Şüphesiz ki bu apaçık bir imtihandı." (dedik)

  107. 107 وَفَدَیۡنَـٰهُ بِذِبۡحٍ عَظِیمࣲ

    vefadeynâhu bizbhin azim

    Ve ona büyük bir kurbanlık fidye verdik.

  108. 108 وَتَرَكۡنَا عَلَیۡهِ فِی ٱلۡـَٔاخِرِینَ

    ve terakna aleyhi fey El-âhirîn

    Kendisine sonradan gelenler içinde iyi bir nâm bıraktık.

  109. 109 سَلَـٰمٌ عَلَىٰۤ إِبۡرَ ٰ⁠هِیمَ

    selam İbra iman heyma

    Selam olsun İbrahim'e...

  110. 110 كَذَ ٰ⁠لِكَ نَجۡزِی ٱلۡمُحۡسِنِینَ

    kaza iman leka neczi El-muhsinin

    İşte biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız.

  111. 111 إِنَّهُۥ مِنۡ عِبَادِنَا ٱلۡمُؤۡمِنِینَ

    İnnehu ibadina El-mü'minin

    Çünkü o bizim mümin kullarımızdandı.

  112. 112 وَبَشَّرۡنَـٰهُ بِإِسۡحَـٰقَ نَبِیࣰّا مِّنَ ٱلصَّـٰلِحِینَ

    Vebaşşernahu İshak Nebiyyen min Es-salihin

    Ona bir de salihlerden bir peygamber olmak üzere İshak'ı müjdeledik.

  113. 113 وَبَـٰرَكۡنَا عَلَیۡهِ وَعَلَىٰۤ إِسۡحَـٰقَۚ وَمِن ذُرِّیَّتِهِمَا مُحۡسِنࣱ وَظَالِمࣱ لِّنَفۡسِهِۦ مُبِینࣱ

    Vebarekena aleyhi İshak vamin Zürriyetihima muhsin Vezalim Linnafsihi

    Hem ona hem İshak'a bereketler verdik. Her ikisinin neslinden de hem iyilik yapanlar var, hem de açıkça kendi nefsine zulmedenler var.

  114. 114 وَلَقَدۡ مَنَنَّا عَلَىٰ مُوسَىٰ وَهَـٰرُونَ

    Ve-lakd menenna Ala Vaharon

    Andolsun ki biz Musa ile Harun'a da nimetler verdik.

  115. 115 وَنَجَّیۡنَـٰهُمَا وَقَوۡمَهُمَا مِنَ ٱلۡكَرۡبِ ٱلۡعَظِیمِ

    venecceynehuıma Va kavhumaa mina El-kerbi El-Azim

    Hem kendilerini ve kavimlerini o büyük sıkıntıdan kurtardık.

  116. 116 وَنَصَرۡنَـٰهُمۡ فَكَانُوا۟ هُمُ ٱلۡغَـٰلِبِینَ

    Ve nasarnahum fakaanuu hım El-Gâlibîn

    Hem yardım ettik onlara da, galip gelenler onlar oldular.

  117. 117 وَءَاتَیۡنَـٰهُمَا ٱلۡكِتَـٰبَ ٱلۡمُسۡتَبِینَ

    Ve aataynaa humaa El Kitap El-müstebine

    Hem kendilerine o belli kitabı (Tevrat'ı) verdik.

  118. 118 وَهَدَیۡنَـٰهُمَا ٱلصِّرَ ٰ⁠طَ ٱلۡمُسۡتَقِیمَ

    vahadeynâhumâ Es-Sira iman ta El mustakim

    Kendilerini doğru yola çıkardık.

  119. 119 وَتَرَكۡنَا عَلَیۡهِمَا فِی ٱلۡـَٔاخِرِینَ

    ve terakna aleyhimā fey El-âhirîn

    Sonrakiler içinde onlara iyi bir nam bıraktık:

  120. 120 سَلَـٰمٌ عَلَىٰ مُوسَىٰ وَهَـٰرُونَ

    selam Ala Vaharon

    Selam olsun, Musa ile Harun'a.

  121. 121 إِنَّا كَذَ ٰ⁠لِكَ نَجۡزِی ٱلۡمُحۡسِنِینَ

    kaza iman leka neczi El-muhsinin

    İşte biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız.

  122. 122 إِنَّهُمَا مِنۡ عِبَادِنَا ٱلۡمُؤۡمِنِینَ

    İnnehüma ibadina El-mü'minin

    Çünkü onların ikisi de bizim mümin kullarımızdandı.

  123. 123 وَإِنَّ إِلۡیَاسَ لَمِنَ ٱلۡمُرۡسَلِینَ

    ve inna İlyas Lameno El-murselîn

    Şüphesiz İlyas da gönderilen peygamberlerdendir.

  124. 124 إِذۡ قَالَ لِقَوۡمِهِۦۤ أَلَا تَتَّقُونَ

    iz kale tettakun

    Hani o kavmine: "Siz Allah'tan korkmaz mısınız? Yaratanların en güzeli olan, sizin de Rabbiniz, daha önceki atalarınızın da Rabbi bulunan Allah'ı bırakıp da "Ba'l'e" (Ba'l ismindeki puta) mi yalvarıyorsunuz?" dedi.

  125. 125 أَتَدۡعُونَ بَعۡلࣰا وَتَذَرُونَ أَحۡسَنَ ٱلۡخَـٰلِقِینَ

    ated'unon Ba'lan vetezarun Ahsen El-Hâlikīn

    Hani o kavmine: "Siz Allah'tan korkmaz mısınız? Yaratanların en güzeli olan, sizin de Rabbiniz, daha önceki atalarınızın da Rabbi bulunan Allah'ı bırakıp da "Ba'l'e" (Ba'l ismindeki puta) mi yalvarıyorsunuz?" dedi.

  126. 126 ٱللَّهَ رَبَّكُمۡ وَرَبَّ ءَابَاۤىِٕكُمُ ٱلۡأَوَّلِینَ

    Allah Rabbüküm Verabbe Abaikum El-evvelin

    Hani o kavmine: "Siz Allah'tan korkmaz mısınız? Yaratanların en güzeli olan, sizin de Rabbiniz, daha önceki atalarınızın da Rabbi bulunan Allah'ı bırakıp da "Ba'l'e" (Ba'l ismindeki puta) mi yalvarıyorsunuz?" dedi.

  127. 127 فَكَذَّبُوهُ فَإِنَّهُمۡ لَمُحۡضَرُونَ

    fekezzebûhû Fe-in-ne-hüm lamuhdurun

    Fakat onlar, onu yalanladılar. Bu yüzden onlar mutlaka (cehennemde) hazır bulundurulacaklardır.

  128. 128 إِلَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلۡمُخۡلَصِینَ

    illa ibada Allah El-muhlasin

    Ancak Allah'ın ihlaslı kulları müstesna.

  129. 129 وَتَرَكۡنَا عَلَیۡهِ فِی ٱلۡـَٔاخِرِینَ

    ve terakna aleyhi fey El-âhirîn

    Ona da sonrakiler içinde şunu bıraktık:

  130. 130 سَلَـٰمٌ عَلَىٰۤ إِلۡ یَاسِینَ

    selam İl Yasin

    Selam olsun İlyâsîn'e.

  131. 131 إِنَّا كَذَ ٰ⁠لِكَ نَجۡزِی ٱلۡمُحۡسِنِینَ

    kaza iman leka neczi El-muhsinin

    İşte biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız.

  132. 132 إِنَّهُۥ مِنۡ عِبَادِنَا ٱلۡمُؤۡمِنِینَ

    İnnehu ibadina El-mü'minin

    Çünkü o bizim mümin kullarımızdandı.

  133. 133 وَإِنَّ لُوطࣰا لَّمِنَ ٱلۡمُرۡسَلِینَ

    ve inna Lut lemina El-murselîn

    Şüphesiz Lût da gönderilen peygamberlerdendir.

  134. 134 إِذۡ نَجَّیۡنَـٰهُ وَأَهۡلَهُۥۤ أَجۡمَعِینَ

    iz Necceynāhu acemeyn

    Hani biz onu ve ailesinin tamamını kurtarmıştık.

  135. 135 إِلَّا عَجُوزࣰا فِی ٱلۡغَـٰبِرِینَ

    illa acuzan fey El-ğabirîn

    Ancak geride kalıp batanlar içinde kalan yaşlı bir kadın hariç.

  136. 136 ثُمَّ دَمَّرۡنَا ٱلۡـَٔاخَرِینَ

    summe demerne El-âhirîn

    Sonra diğerlerini helak etmiştik.

  137. 137 وَإِنَّكُمۡ لَتَمُرُّونَ عَلَیۡهِم مُّصۡبِحِینَ

    ve-innekum Letemurrune musbihin

    Ve siz elbette sabahleyin ve geceleyin onlara uğrar ve üzerlerinden geçersiniz. Hâlâ akıl edip düşünmez misiniz?

  138. 138 وَبِٱلَّیۡلِۚ أَفَلَا تَعۡقِلُونَ

    Vebellayl a-fa-laa ta'kıluna

    Ve siz elbette sabahleyin ve geceleyin onlara uğrar ve üzerlerinden geçersiniz. Hâlâ akıl edip düşünmez misiniz?

  139. 139 وَإِنَّ یُونُسَ لَمِنَ ٱلۡمُرۡسَلِینَ

    ve inna Yunus Lameno El-murselîn

    Şüphesiz Yunus da gönderilen peygamberlerdendir.

  140. 140 إِذۡ أَبَقَ إِلَى ٱلۡفُلۡكِ ٱلۡمَشۡحُونِ

    iz abaka ila El-fülk El-Meşhun

    Hani o bir zaman dolu bir gemiye kaçmıştı.

  141. 141 فَسَاهَمَ فَكَانَ مِنَ ٱلۡمُدۡحَضِینَ

    fesahem fakane mina El-mudhafina

    (Oradakilerle) kur'a çekmiş de kaydırılanlardan (yenilenlerden) olmuştu.

  142. 142 فَٱلۡتَقَمَهُ ٱلۡحُوتُ وَهُوَ مُلِیمࣱ

    Fal-tak-mah El-hut Vehüve Muleym

    Derken (denize atılmış ve) kendisini balık yutmuştu. (Kendi nefsini) kınıyordu.

  143. 143 فَلَوۡلَاۤ أَنَّهُۥ كَانَ مِنَ ٱلۡمُسَبِّحِینَ

    kana mina El-müsebbihin

    Eğer çok tesbih edenlerden olmasaydı, yeniden dirilecekleri güne kadar onun karnında kalırdı.

  144. 144 لَلَبِثَ فِی بَطۡنِهِۦۤ إِلَىٰ یَوۡمِ یُبۡعَثُونَ

    lelebitsa fey batnihi ila yevm yübasun

    Eğer çok tesbih edenlerden olmasaydı, yeniden dirilecekleri güne kadar onun karnında kalırdı.

  145. 145 ۞ فَنَبَذۡنَـٰهُ بِٱلۡعَرَاۤءِ وَهُوَ سَقِیمࣱ

    fenabiznah bil-arai Vehüve Sakim

    Biz onu hasta bir halde bir alana çıkardık.

  146. 146 وَأَنۢبَتۡنَا عَلَیۡهِ شَجَرَةࣰ مِّن یَقۡطِینࣲ

    ve bitirdik aleyhi min Yaktin

    Üzerine kabak cinsinden bir ağaç bitirdik.

  147. 147 وَأَرۡسَلۡنَـٰهُ إِلَىٰ مِا۟ئَةِ أَلۡفٍ أَوۡ یَزِیدُونَ

    ve onu gönderdik ila Meyate Elif ev yezidun

    Biz onu (Yunus'u) yüz bin veya daha çok insana peygamber olarak gönderdik.

  148. 148 فَـَٔامَنُوا۟ فَمَتَّعۡنَـٰهُمۡ إِلَىٰ حِینࣲ

    feamenü fametnaahum ila

    O zaman ona iman ettiler de biz onları bir zamana kadar yaşattık.

  149. 149 فَٱسۡتَفۡتِهِمۡ أَلِرَبِّكَ ٱلۡبَنَاتُ وَلَهُمُ ٱلۡبَنُونَ

    Festeftihim El-rabbike el-benatu velehüm el-ba-nun

    Şimdi sor o seninkilere: Kızlar, Rabbinin de, oğlanlar onların mı?

  150. 150 أَمۡ خَلَقۡنَا ٱلۡمَلَـٰۤىِٕكَةَ إِنَـٰثࣰا وَهُمۡ شَـٰهِدُونَ

    em halakna El-Melaike inas Vehum şahidune

    Yoksa biz melekleri dişi yaratmışız da onlar şahit mi bulunuyorlarmış?

  151. 151 أَلَاۤ إِنَّهُم مِّنۡ إِفۡكِهِمۡ لَیَقُولُونَ

    ela ifkihim leykulaun

    Ha!.. Onlar, şüphesiz uydurdukları iftiralarından dolayı: "Allah doğurdu" derler. Hiç şüphesiz onlar, yalancıdırlar.

  152. 152 وَلَدَ ٱللَّهُ وَإِنَّهُمۡ لَكَـٰذِبُونَ

    veled Allah Ve innehum Lekazibun

    Ha!.. Onlar, şüphesiz uydurdukları iftiralarından dolayı: "Allah doğurdu" derler. Hiç şüphesiz onlar, yalancıdırlar.

  153. 153 أَصۡطَفَى ٱلۡبَنَاتِ عَلَى ٱلۡبَنِینَ

    estefa el-benat aley El-be-ni-ne

    (Allah) kızları oğullara tercih mi etmiş?

  154. 154 مَا لَكُمۡ كَیۡفَ تَحۡكُمُونَ

    ma lekum keyfe tahkumun

    Size ne oldu? Nasıl hükmediyorsunuz?

  155. 155 أَفَلَا تَذَكَّرُونَ

    a-fa-laa tezekkerune

    Hiç düşünmüyor musunuz?

  156. 156 أَمۡ لَكُمۡ سُلۡطَـٰنࣱ مُّبِینࣱ

    em lekum sultan mübin

    Yoksa sizin için açık bir delil mi var?

  157. 157 فَأۡتُوا۟ بِكِتَـٰبِكُمۡ إِن كُنتُمۡ صَـٰدِقِینَ

    fâtu Beketabikum in Sadikıyna

    O halde, eğer doğru söylüyorsanız getirin kitabınızı.

  158. 158 وَجَعَلُوا۟ بَیۡنَهُۥ وَبَیۡنَ ٱلۡجِنَّةِ نَسَبࣰاۚ وَلَقَدۡ عَلِمَتِ ٱلۡجِنَّةُ إِنَّهُمۡ لَمُحۡضَرُونَ

    veca'lu beynehu vebeyna cennet neseben Ve-lakd alimeti El-cinne İnnehüm lamuhdurun

    Onlar, Allah ile cinler arasında bir neseb (hısımlık bağı) uydurdular. Oysa andolsun cinler bilirler ki, o yalancılar mutlaka cehenneme götürüleceklerdir.

  159. 159 سُبۡحَـٰنَ ٱللَّهِ عَمَّا یَصِفُونَ

    Sübhan Allah amma yasifun

    Allah, onların yakıştırdıkları vasıflardan münezzeh ve yücedir.

  160. 160 إِلَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلۡمُخۡلَصِینَ

    illa ibada Allah El-muhlasin

    Fakat Allah'ın ihlas ile seçilen kulları başka (onlar, Allah'ı böyle şirk ile vasıflamazlar).

  161. 161 فَإِنَّكُمۡ وَمَا تَعۡبُدُونَ

    Fe innaküm vama ta'budun

    Çünkü siz ve taptıklarınız, kendiliğinden cehenneme saldıran kimseden başkasını, Allah'a karşı kandırıp, saptıramazsınız.

  162. 162 مَاۤ أَنتُمۡ عَلَیۡهِ بِفَـٰتِنِینَ

    entum aleyhi Befatinina

    Çünkü siz ve taptıklarınız, kendiliğinden cehenneme saldıran kimseden başkasını, Allah'a karşı kandırıp, saptıramazsınız.

  163. 163 إِلَّا مَنۡ هُوَ صَالِ ٱلۡجَحِیمِ

    illa hu sal El-cehim

    Çünkü siz ve taptıklarınız, kendiliğinden cehenneme saldıran kimseden başkasını, Allah'a karşı kandırıp, saptıramazsınız.

  164. 164 وَمَا مِنَّاۤ إِلَّا لَهُۥ مَقَامࣱ مَّعۡلُومࣱ

    vama illa makam

    (Melekler): "Bizden her birimizin belli bir makamı vardır. Biziz o saf saf dizilenler, biziz! Biziz o tesbih edenler, biziz!" derler.

  165. 165 وَإِنَّا لَنَحۡنُ ٱلصَّاۤفُّونَ

    ve-inna Lanehn As-saffun

    (Melekler): "Bizden her birimizin belli bir makamı vardır. Biziz o saf saf dizilenler, biziz! Biziz o tesbih edenler, biziz!" derler.

  166. 166 وَإِنَّا لَنَحۡنُ ٱلۡمُسَبِّحُونَ

    ve-inna Lanehn El-müsebbihune

    (Melekler): "Bizden her birimizin belli bir makamı vardır. Biziz o saf saf dizilenler, biziz! Biziz o tesbih edenler, biziz!" derler.

  167. 167 وَإِن كَانُوا۟ لَیَقُولُونَ

    Ve-in kanu leykulaun

    (Müşrikler) şöyle diyorlardı: "Eğer yanımızda önceki (ümmet)lerden bir kitap olsaydı, elbette biz de Allah'ın ihlas ile seçilmiş kullarından olurduk."

  168. 168 لَوۡ أَنَّ عِندَنَا ذِكۡرࣰا مِّنَ ٱلۡأَوَّلِینَ

    Lâv enna indana Zikra min El-evvelin

    (Müşrikler) şöyle diyorlardı: "Eğer yanımızda önceki (ümmet)lerden bir kitap olsaydı, elbette biz de Allah'ın ihlas ile seçilmiş kullarından olurduk."

  169. 169 لَكُنَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلۡمُخۡلَصِینَ

    lekunna ibada Allah El-muhlasin

    (Müşrikler) şöyle diyorlardı: "Eğer yanımızda önceki (ümmet)lerden bir kitap olsaydı, elbette biz de Allah'ın ihlas ile seçilmiş kullarından olurduk."

  170. 170 فَكَفَرُوا۟ بِهِۦۖ فَسَوۡفَ یَعۡلَمُونَ

    fakafaru fesof ya'lemune

    Fakat şimdi onu inkâr ettiler. Ama ilerde bileceklerdir.

  171. 171 وَلَقَدۡ سَبَقَتۡ كَلِمَتُنَا لِعِبَادِنَا ٱلۡمُرۡسَلِینَ

    Ve-lakd sebekat Kelimetuna li'ibâdenâ El-murselîn

    Andolsun ki peygamberlikle gönderilen kullarımız hakkında şu sözümüz geçmiştir: "Onlar var ya, elbette onlar muzaffer olacaklardır ve elbette bizim ordularımız mutlaka galip geleceklerdir."

  172. 172 إِنَّهُمۡ لَهُمُ ٱلۡمَنصُورُونَ

    İnnehüm lehüm El-Mensurun

    Andolsun ki peygamberlikle gönderilen kullarımız hakkında şu sözümüz geçmiştir: "Onlar var ya, elbette onlar muzaffer olacaklardır ve elbette bizim ordularımız mutlaka galip geleceklerdir."

  173. 173 وَإِنَّ جُندَنَا لَهُمُ ٱلۡغَـٰلِبُونَ

    ve inna Cundena lehüm El-Gâlibûn

    Andolsun ki peygamberlikle gönderilen kullarımız hakkında şu sözümüz geçmiştir: "Onlar var ya, elbette onlar muzaffer olacaklardır ve elbette bizim ordularımız mutlaka galip geleceklerdir."

  174. 174 فَتَوَلَّ عَنۡهُمۡ حَتَّىٰ حِینࣲ

    fetevelle anhüm hatta

    Onun için sen, bir süreye kadar onlardan yüz çevir.

  175. 175 وَأَبۡصِرۡهُمۡ فَسَوۡفَ یُبۡصِرُونَ

    ve onları gör fesof yubsiruna

    Onlara (inecek azabı) gözetle. Yakında onlar da göreceklerdir.

  176. 176 أَفَبِعَذَابِنَا یَسۡتَعۡجِلُونَ

    Af biazabine yesta'cilune

    Ya şimdi onlar, bizim azabımıza uğramakta acele mi ediyorlar?

  177. 177 فَإِذَا نَزَلَ بِسَاحَتِهِمۡ فَسَاۤءَ صَبَاحُ ٱلۡمُنذَرِینَ

    feiza nezale bessahetihim Fesaa sabah El-münzirîne

    Fakat (azabımız) onların sahasına indiği zaman, (o acı sonuçla) uyarılanların sabahı ne kötüdür!

  178. 178 وَتَوَلَّ عَنۡهُمۡ حَتَّىٰ حِینࣲ

    vetevelle anhüm hatta

    Yine sen, bir süreye kadar onlardan yüz çevir.

  179. 179 وَأَبۡصِرۡ فَسَوۡفَ یُبۡصِرُونَ

    ebsir fesof yubsiruna

    (İnecek azabı) gözetle! Yakında onlar da göreceklerdir.

  180. 180 سُبۡحَـٰنَ رَبِّكَ رَبِّ ٱلۡعِزَّةِ عَمَّا یَصِفُونَ

    Sübhan Rabbi-k Rabbi El-izeti amma yasifun

    Senin güç ve kuvvet sahibi Rabbin, onların yakıştırdıkları vasıflardan münezzeh ve yücedir.

  181. 181 وَسَلَـٰمٌ عَلَى ٱلۡمُرۡسَلِینَ

    veselamün aley El-murselîn

    Gönderilen bütün peygamberlere selam olsun.

  182. 182 وَٱلۡحَمۡدُ لِلَّهِ رَبِّ ٱلۡعَـٰلَمِینَ

    Velhamdu Lillahi Rabbi El-alemin

    Hamd, âlemlerin Rabbi Allah'a mahsustur.

This surah in other languages